gün batımının ardındaki ekmek kokusu
gelmeyecek olanı beklemenin saç ağartısı bu
rengi ara yerde kalınca bakışlarımın
tepeden tırnağa sen oluyorum bilsen
senden başka herkeste yerde ve şeyde
kendimi yok ediyorum
içim dışım bakkal defteri
mahalle aşkı heybemde nazsız ateşli
pencereden pencereye atıştığımız o
gözlerinde tan yeri sarhoşluğu
günü gün gibi yaşamanın eskimez saadeti sende
gençliğini bakışmalara yatırmış delikanlı ben
kar türkülü çocuklar gülüyor içimde
halk dalgasıyla çığlaşan köy özlemli
mahallede bıraktığım sonu son olmayan
en naif arkadaşımdı meçhul ama kahraman...
korkusuzca saydıydık yıldızları tek tek
uzaktasın
uzaklarda bir nokta
bense noktasız bir öyküyüm
ayrılık denen eski bir öykü
bir pazar öğlesi mahalle havası
kabak kafalı sümüklü çocuklar burunlarının önü döşek gibi
ayşecik kadar olgun ömercik kadar duygulu kibar ama kalpler
şimdi güneyde salça zamanı eller damlar kırmızı cibinlikli
herkes kendi çapında yadigar ejder
her kahveci kendi çapında danyal topatan
seni unuttum aşkınsa bende
herşey kötü şiirler çirkin
uyku doyumsuz
düşünmek yok istanbul'u
akşama durmuşluğun sanki babamın ölümü
kar yağsa üstümüze
geceyi ağlayarak geçirsek
dağbaşı yankısı ürpermeli yalnızlığı
seni düşünerek atarız en pervasız kahkahamızı
ey özgürlük
fikri kıldan ince
cahil takvimlerin yaprakları yazmazdı seni
ya da yazılan her şey sendin tepeden tırnağa
acılarımın yanı başına gelip oturdun mu ki hiç
sen beni anlamanın kuşkusuzluğunda olmadığın sürece
erken bir kış bastırırdı
kar tanecikleri kaplardı her yanımızı
sen ona da aldırmazdın
bana aldırmadığın gibi
inişlerimiz çıkışlarımız olurdu
kimi zaman öpüşür soğuklaşmayı unutur
son derdimdi yaşamak
karşımda gülüşün dururken...
ağaçların güneşlendiği yerde
iri bir yağmur damlasının ilkliği
kalbimin ormanından çıkıp gidişin...




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.