değil sana bakışlarına bükük / yosunlarına takılmış kıyıya vurmuş mavna hırçınlığı kederim gri yağmurlu
yaşlandım yaşlarınla ocağında harlı alev kötü kader
önünde çocuksu peyzaj ben zamana kırgın delikanlı
sevmek böyle uzaktan eski zamanlar gibi
sen eski bir kar yağışı lapa lapa dudaklarımın anlamına
resmine bakıp dokunuyorum uzaklığına
eski bir geceyarısının tekrarıydı
gidişin
hiçbir şey düşündürtmüyor yıldızlar
üşüdüğümü anımsıyorum yarım yamalak
göz kapaklarım dünya kadar ağır
hayata kapanırcasına
akdeniz zil zurna şakaklarımda
erguvan ağacı güler yüzlü
duraklarda ağlıyorum
bakışların mayıs yağmuruna bırakınca uçurumlarımı
gidişin başkalaşınca tüm anlam arayışlarıma
göksel efendilikler çağından bu yana
hiç değişmedim
hep benzedim
ama bambaşkaydım
en son
işçiliğini sevdim sokağın
gözlerim kamaştı göremiyorum rastlantılarımı
nüksetmiyor hiçbir alışkanlığım
varsa yoksa sakince vurdum duymazlığın
adağıyım anlaşılmazlığımın
kırsal bir akşama doğruyum
kendimi kendime kurban ediyorum
ortalık aydınlanınca dalgınlığının sonunda
kavuşmak uyumlu bir tesadüfe yakalanacağız
gülüm
ve ıslığımın öptüğü penceren manolya kadar narin
birlikte bir kış geçirmeliyiz
hiçbir ısınmak çar çur edilmemeli
acımasız
sevimsiz bir doğanın aynı korkunç uykusu
dünyaya geldiğini unutmaktır insan
insan:
ilk günahın unutulmuşluğu üzerine açmak bir kitabı
saat öğlen sonu üç sıraları
sen artık hayal bile değilsin
bastığım çamur değil
çiğnediğin gözyaşlarımız Çiğdem
esmer bir elin ak pak özlemleri
ilkbahar ağacı unuttuğu an
anımsar mısın gözalıcı sadeliğini hayatın
bakımsız ormanlar misali karışığım seninle
yalnızlaşmış gelinciksin kendinde unuttuğun
kaçma tutkusu yağmurun sevmediği biziz o
denenmemiş yolların uzatmalı sevgilisi ceplerimizde




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.