şakaklarımda ayazı karanlık kitapların alıp götüren
direkler mezar taşı sanki kent göçüp gitmiş anlamsızlığa
evler sönük içine kapanık genç kızlar hastalıklı
ertelenmiş ölümler dayanmış kapımıza
sokak köpekleri bile ağlıyor zifiri karanlığına gitmelerin
üşüyen sarılıklı camlarda verem halsizliği
yolların taştan
ama yüreğin pamuk gibi güneyin incisi
sen kağan'ı çıkardın baştan
kağan esmer kızlarını
yılmaz güney'in umut'u
sarı sıcak gülüşlüm
portakal kokulu şehla
kirpiklerinden mi içtim şimdi şu suyu?
gözlerin mi ki bu yaz yağmuru?
ben sana değil
o şaş bakışlarındaki felsefî özleme
o çamaşır suyu kokan saf duruşuna
çocukluğum yaşlanmıyor grilerde de
önce zamanı bilincime gömmeyi öğrendim
eski sessizlikleri özlemeyi sonra
bir yokuştan aşağı dolu dizgin
sürgit diyor ömrüm doğru olana
çocukluğumun balkonlarından bakıyorum hep
elimi uzatsam tutacak gibiyim
kırağı düşmüş saçlarıma yabancı yanaklarını
aklımda hep o uykulu gözlerin
gözlerin belki tutkularımın hayli olgunlaşmışlığı
erik ağacı dut yaprağı
ve hala oynaşıp durmuşluğu bahar kuşlarının
isimsizdik izsiz izinsiz
nazsız ikilemsiz bir içlenmişlik
kederli sonsuzluk
hücremdeki ay ışığıdır
özgürlük
gücü tükendi suların
akan ne varsa dondu gözlerimde
bir serçe çığlığıyla bitti tüm güzellik
gömleğimdeki gölgene ateş düştü
ağıtlandı gökyüzü
yarım yamalak esti rüzgar
öfkesi dolaşıyor kaçışımın kapı kapı
bir akşam haberinde adı okunuyor umudun
kentin en işlek meydanında yatan ölünün
son imasıydı baştan ayağa ayrılık
yuvamdı çocukluğuma dönmek an be an
ve ah ederek yırttığım sayfanın ortasında
kış yağmurla silkindi
ağaçlar kışla
toprak ağaçlarla silkindi
ben sensizlikle
yalnızlıktan...
istediğim kadar duyamıyorum seni
bakışlarında bir buğu var herşeye benzeyen
bir kandırılmak yok kollarında soluk alışının
sevmeden aşık olduğum aşksızım benim
sen sevilmiş
ama sevememiş




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.