On sekiz yaşındaydı delikanlı
On dokuz yaşındaydı kız
Bir çay içimi zamanları vardı
Birer çay almışlardı
Delikanlı susuyordu
Kız baktı gözlerine delikanlının, sordu
Nedir gözlerinin içindeki sır
Sükutun nabzını duyuyor musun
Kalbine yük olan dilinde nasır
Canına od değdi, uyuyor musun
Düşünde can bulur, ismindeki sır
Kavuşamamanın adıdır vuslat
Amaç yolda olmak değil mi zaten
Beden birleşince ölür hissiyat
Ruhun visaline dayanır mı ten
Kırılmış bir dalın kırgın yaprağı
Bozulmuş bir bağın asmasıyım ben!
Zulmün kana doymuş kirli toprağı
Savaşın köpeklik tasmasıyım ben!
Bir yanım Merihe meydan okuyor
Tatlı bir dokunuşla gül suya boyun eğdi.
Üstelik mevsim hazan, aylardan ise ekim,
Bağrında taş olana dua gibidir yağmur
Lakin susuz yüzüyle gülü kırıştıran kim?
Bulutları yağmura gebe bırakan neydi
Niçin ben diye sormuştun
Belki unutmuşsundur,
Aşk lafını hiç duydun mu?
Bir şey çağrıştırıyor mu?
Hani ergenlikle başlayan inanılmaz heyecan,
Hani dilini kalbinin konuşturduğu an...
Karlı dağlar ardında biriken çocukluğum
yoksul hayaller ülkesinin tenhalarında
sıcak umutlara açılma hulyası ile büyüdü
Eve ekmek götürme derdi olanların
ekmeğe tenezzül etmeyenlere gıptalarından iğrenerek süründüm dağ dağ ova ova
Yorgun düşlerimin kıyılarında
Bir mezar ustası ne işe yarar
Seni mi getirir beni mi alır
Kıyıma kabusla çöken dalgalar
Alsa alsa en çok tenimi alır
Zira ruhum tutsak kuyularında
Çayın sıcak teması yakarken boğazımı
Bir çocuk suretinde önüme düştü adın
Bilsem üşüyor musun ya çaya mı susadın?
Bir çift göz gülüşüyle kurdu darağacını
Hani konuşmaya ramak kaladır
Hani dil ucuna gelmiştir zehir
Yıllarca yıllarca susmuşsun gibi
Haykırsan beladır yutsan beladır
Hani hece hece ağlar ya şiir
Susmuş Susmuş birden kusmuşsun gibi




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!