Gökyüzü pırıl pırıl mavi
hava yeteri kadar sıcak
pastırma yazı geldi geçiyor
doyumsuz tadını saklayacak anılar
yaprak döküyor artık sonbahar
oturuyorum bir kafede
Öylece duruyordun
kısacık saçlar ışıl ışıl gözler
belirsiz bir gülümseme
mavi anorak siyah kazak
lacivert blucin
ah ne güzeldin
Saçlarının darağacında ipe çekildi genç ömrüm
renksizdi vakitsizdi mevsimsizdi
uzak şehirlerde yüreksiz bir sevgiliye tükendi
yaşamlar geldi geçti mevsimler yıllara karıştı
her şey kendince yenilendi acılar sessizleşti
korlar küllendi sense hep bu korkak yürekte
İmkânsız düşlerin içinden firar eder uykularım
insafsız bir umuda teslim olur hayallerim
hasretin sessizce sarar her yanı acılanırım
ne yapsam fayda etmez bir çıra gibi tutuşur yüreğim
yine duman olur başım yine nefes nefes yanarım
inatçı
yüreğinin peşinden koşar insan
taşırken bile pes etmiş umutları
zaman durmaz hep geçer
incir ağacı
hani ölsem diyorum
yani o gün gelse
koysalar toprağa
upuzun öylece
infaz
altmış yedi yaşındayım
özgürlüğümü çalan
yasasız bir cezanın infazındayım
ölmeden koyulduğum
İnsan insanının kurdudur. Thomas Hobbes
insan sever mi
eski bir evin sıvaları dökülmüş duvarında
işgal
aydınlığın perdesi
dilsiz bir bıçakla yırtıldı
gözlerimin önünde
korkularım ecele de yeterdi
ıssız
yılların ıssızı
yüreğimin kapısı
ardına kadar açık
kimsenin uğramadığı




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!