Akşam olurken güneş usul usul çekilirdi yıldızların
arkasına
tatlı bir telaş düşerdi gecekonduların tozlu sokaklarına
arada bir eserdi yürekleri yoklayan lodosun ılık
rüzgârları
önce ikindi okunurdu minareden dağılırdı müezzinin gür
Her sabah sessizce düşer gecenin nemi
sıyrılıp karanlıkların içinden
taşıyıp getirir yeni umutları
alabildiğine yalnız
ve korkak
kimse görmez
Çakma sevdalarla tükettim ömrümü
fiyakası dökülmüş hayallere oldu meylim
içi boş akşam çıkmazlarından
bir bir taşındı gecelerim
aynasız kadınların sakıncalı tutkularından
bedenimi saran umarsız hazlara
gevezelik
güneşe henüz yeni yeni hüzün düşüyordu
sonra değişen gökyüzü
alacakaranlık gülüşü
alışık olmadığımız bir sevinç
Gidiyorum işte
onca yıl sevdiğim kadın artık geride
sevdamsa hala içimde
filizlendiği gibi.
gidiyorum işte
Hayatın altında kalmış ışıksız bir oda
hiç kimsenin açamadığı dört duvar bir kapı
nefesimin ucunda bir ucuz bakkal mumu
korku ile titreşen ölümlü bir alev
soluk renkli duvara düşen yasal gölgem
gülümsemeyi hiçbir zaman öğrenemeyen
Gölün sularında küçük küçük dalgalar
gözlerimden yayılan bir gülümseme
güneşin altında duran bir kaya
ısınan sessiz bir küçük kaplumbağa
önümüzden geçen gümüşi bir alabalık
kulaklarım kuş sesleri ağaçların hışırtısı
Ne desem ne yapsam
görmüyorsun beni
ah! o gözlerin
kin ve nefretin çocuğu
öfke ve ateşin yoğurduğu
ayrılık ve ölümün soluduğu
Kara bir kırbaç gibi indi gecenin içine sıkı yönetim
sokaklara korkular düştü yüreğimize acı
her köşe başı bilinmeyen bir gölge
gecenin karanlığı sessizce içine kapandı
güneş sessizce terk etti bir eylül sabahını
tanyerinde çatılmış silahlar




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!