İçimdeki ışık yavaşça çekiliyor, avucumda bekleyen bir avuç sönmüş kül gibi.Her zerresinde bin yıllık bir uzaklığın o keskin sızısı var.Bitiyorum sanma, bu sadece gölgemin yere biraz daha ağır düşmesi.Ruhun bu bedene sığmaması, insanın kendi sesinden bile ürkmesi belki de.Kışın ortasında unutulmuş tek bir hırka gibiyim artık.İpleri sökülmüş, rengi ayazdan ve yalnızlıktan solmuş.
Keder dediğin, boğazımda duran o dilsiz ve sert kaya.Yuttukça boğazımı yakan, sustukça içimi oyan bir boşluk.Gözlerimde sönen lambaların dumanı tütüyor hâlâ.Hangi sokağa girsem, o kapı çoktan kilitlenmiş oluyor.Sanki kalbim, rayları sökülmüş eski bir vagon.Ne bir yolcusu var ne bir durağı, pas tutmuş bir sessizlikte bekleyen.
Vakit diyorum, kirpiklerimin ucunda titreyen o son damla.Düştü düşecek, bütün bu gürültüyü bitirecek bir sessizliğin habercisi.İçimde binlerce aynanın aynı anda sustuğu o tuhaf an.Her parçada biraz daha eksilen, biraz daha solan bir nefes.Tavan arasında unutulmuş bir bavul gibiyim.İçinde yaşanmışlıklar var ama anahtarı çoktan kaybolmuş.
Gökyüzünü bir yorgan gibi çekiyorum üzerime.Yıldızlar, sönmüş hayallerin uzak ve soğuk ışıkları gibi.Aklımda uçuşan o yaralı kuşlar, dönüp duruyor başımda.Yaşamak diyor biri, bazen en büyük vazgeçiştir.Ben o vazgeçişin tam ortasında, o incecik çizgide.Kendime dair ne varsa, sessizce bırakıyorum bu boşluğa.
Tükendim evet, ama ne sakin bir kayboluş.Bir kar tanesinin suya düşüp su olması gibi sessizce.Ömrüm diyorum, bir cümle daha kursam bitecek bu yolculuk.Lakin kelimeler de küskün, onlar da benim gibi dilsizliğe âşık.Şimdi susuyorum, içimdeki o sızı konuşsun.Çünkü bazen en büyük çığlık, insanın kendi içinde kopardığı sessiz fırtınadır.
Bakışlarımda kırgın hayallerin o tuhaf gölgesi.Bir uçurum kenarında unutulmuş eski bir hırka gibiyim.Ömrüm diyorum, hani o rüzgâr geçtikçe gıcırdayan eski bir kapı.Hani o boşlukta asılı kalan, kimsenin tutmadığı o yetim el.Tükendim, bir mumun kendi alevine yenilmesi gibi.Yandım, bittim ve sonunda sadece kendi külümde üşüdüm.
Şimdi bütün saatleri susturun, bu tam da durma vaktidir.Göğsümde vuran o yorgun ritim, artık kendi sonuna aşina.Ömrüm diyorum, bir nefeslik mola, bin yıllık bir yorgunluk.Sanki hayat beni, sessizliğin ne demek olduğunu anlamam için durdurdu.Son bakışım, bu dizelerin sonuna düşen yorgun bir nokta kalsın.Giderken bile ömrüm diyorsam,Bil ki bu en çok, kendimden vazgeçerken seni içimde yaşatma çabamdır.
Bahtiyar Cm
Kayıt Tarihi : 30.07.2026 21:57:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
İnsan bazen hayattan değil, kendinden yorulur. İçinde kalan ayaz, mevsimlerin getirdiği bir soğuk değil, zamanla kalbin en derinine yerleşen sessiz bir yalnızlıktır. Bu şiir, kendinden eksilse de sevdiğini yüreğinde yaşatmaya devam eden bir ruhun, sessizce direnen hikâyesidir. Bahtiyar




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!