Deniz, müsilaj kusuyor,
Tıpkı içimdeki yara izlerinin
Dudaklarımdan taşan bir şarkıya dönüşmesi gibi
Dalgaların midesi bulanmış,
Bir anda sarsılır kabuğu yerin
Binalar çöküyor oluyor deprem
Enkazın altıda oldukça derin
Canları alıyor oluyor deprem
Salıncak misali koca binalar
Derinlere dalan gözlerin, okyanusun karanlık çocuğu,
Yüzeyde parlayan deniz kabuklarını unutmasın…
Balıkların fısıltısına kulak verirken,
Kumun üstünde titreyen ışığı da gör
Bir midyenin içinde saklı incinin sessiz çığlığı,
Eyvallahım olmaz yar, sanmak ki üzülürüm
Bir iki gün ağlarım, sonra da unuturum
İyileşmez yaraya, tuz basar kuruturum
Sen kendine iyi bak, dert etme sakın beni
Aklına düşer isem, kör şeytana lanet et
Biz ki,
Ellerimiz kanaya kanaya açtık karanfil bahçesini,
Avuçlarımızda nasır, gözlerimizde yıldırım taşıdık,
Ekmeği tuzla, umudu kanla yoğurduk
Göğüs kafesimize sığdırdık dünyayı
Bir harf düştü kağıda,
Gözyaşı gibi sessiz, rüzgar gibi asi.
Bir kelime doğdu ardından,
Bir çocuk gibi masum, bir fırtına gibi coşkulu.
Havanın yüzü asık, Tadı yok bugün, keyifsiz
Ağlayacak sanki bulutlar
Rüzgâr kanlı bıçaklı güneşle
Kuşlar konmaz olmuş ağaç dallarına
Papatyalarda fallar sevmiyor çıkıyor artık
Güller kokmaktan vazgeçmiş, Bülbüller naz çekmiyor
Ailesiyle iyi ilişkisi olanlar,
Cam bir vazoda nazikçe sulanan çiçekler gibi açar.
Kökleri sıcak toprakta, taç yaprakları sevgiyle beslenir.
Ama bilinmez:
Dün akşam, saat kaçtı bilmiyorum,
Çünkü zamanın anlamını yitirdiği o anlarda
Sadece içimdeki çarpıntının ritmini sayabiliyorum
Bir şey oldu,
Bir kum tanesiydi belki de
Dünya, gözümün beyazına sığdı.
Acıttı, ağlattı, kırmızıya boyadı bakışlarımı,
Ama çıkaramadım




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!