Havanın yüzü asık, Tadı yok bugün, keyifsiz
Ağlayacak sanki bulutlar
Rüzgâr kanlı bıçaklı güneşle
Kuşlar konmaz olmuş ağaç dallarına
Papatyalarda fallar sevmiyor çıkıyor artık
Güller kokmaktan vazgeçmiş, Bülbüller naz çekmiyor
Ailesiyle iyi ilişkisi olanlar,
Cam bir vazoda nazikçe sulanan çiçekler gibi açar.
Kökleri sıcak toprakta, taç yaprakları sevgiyle beslenir.
Ama bilinmez:
Dün akşam, saat kaçtı bilmiyorum,
Çünkü zamanın anlamını yitirdiği o anlarda
Sadece içimdeki çarpıntının ritmini sayabiliyorum
Bir şey oldu,
Bir kum tanesiydi belki de
Dünya, gözümün beyazına sığdı.
Acıttı, ağlattı, kırmızıya boyadı bakışlarımı,
Ama çıkaramadım
Hayat sadece hissettiğinizdir. Hissettiğinizi şekillendirmekte sizin elinizdedir. Yaşadığınız deneyimler hissettiğiniz şeye şekil verir ama neyi yaşayıp neyi reddedeceğiniz sizin elinizdedir. Deneyimlerinizi seçin. Kısaca hayat işte bu yüzden bir seçimdir. Burası yani yaşadığımız evren seçimlerimizin sorumluluğunu üstlenip, kendi hayatımızın direksiyonuna geçme cesareti olanlara göre tasarlanmıştır. Hayatın trafiğinden korkup zaman zaman bu cesareti hissedemeyebilirsiniz. Bu yenildiğiniz anlamına gelmez. Vazgeçmediğiniz sürece doğru seçimi yapmak için her zaman şansınız vardır. Seçmekten vazgeçip hayatı akışına bırakmaya karar verdiğiniz anda bu evreni terk edin. Vazgeçerek kendine ihanet eden birinin bu evrende hiçbir işi olamaz zaten. Bir şeyin yitip gitmesine izin vermezseniz doğum asla gerçekleşmez. Bir açıdan bakıldığında filiz tohumun ölümüdür. Bir tohum çatlar, deforme olur, kendisi olmaktan çıkar yani ölür ve filiz ortaya çıkar. Sahip olabilmek adına, sahip olduklarımıza tırnaklarımızı korkuyla geçirdiğimizde ne çatlayıp filize dönebiliriz ne de çürüyüp içimizdeki tohumları toprağa bırakabiliriz. Sahip olmak için doğmadık biz. Büyümek, gelişmek, dönüşmek için buradayız. Hayatın içinde kendi tekrarlarımızı yaşamaya başladığımızda durup bir düşünmek lazım.
Huban Asena Özkan
Bazen düşer gökyüzünden hayallerim,
Bir yaprak gibi savrulur sessizce.
Ama gülüşlerim, şampiyonluk maçına çıkan
Beynimde bir fırtına kopuyor, sınır tanımaz ve küstah
Rüzgârlar, düşüncelerimi savuruyor çöldeki kum taneleri gibi,
Bulutlar, arzularımı boğuyor bir bataklığın sessiz çığlığıyla.
Her dalga, kumsalıma vuran bir soru işareti
Hep bir elmanın yarısı gibi gördüm sevdiklerimi
Kabuğunda güneş izleri,
İçinde çiçek açacak bir çekirdek umudu.
Ama bıçak her değdiğinde,
Hayat, rüzgârı ters esen bir deniz
Dalgalar savururken küreklerimi,
Sen, dümende duran pusula oldun.
"Korkma," dedin, "fırtına bile
Yalnızlık, cam kırıklarında ışıldayan bir iskambil kulesidir,
Her kart bir rol; baba, sevgili, dost, evlat…
Boş bir masada çay soğur usulca,
Yere düşen her papaz, sessizce parçalanır.
"Bu oyunu ben mi kaybettim?" diye sorarsın,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!