Hayat, rüzgârı ters esen bir deniz
Dalgalar savururken küreklerimi,
Sen, dümende duran pusula oldun.
"Korkma," dedin, "fırtına bile
Yalnızlık, cam kırıklarında ışıldayan bir iskambil kulesidir,
Her kart bir rol; baba, sevgili, dost, evlat…
Boş bir masada çay soğur usulca,
Yere düşen her papaz, sessizce parçalanır.
"Bu oyunu ben mi kaybettim?" diye sorarsın,
Hayatı ertelemeyeceksin diyorum
Ama bak halime, ertelediğim hayatı yaşayıp bitirdim
Noktalandı
Kafamda o hayat, hala oturuyorum
Boş verdim çünkü, inanç yok
Gördüğün, yaşadığın, ulaşamayacağımı bildiğim bir şey için mücadele etmiyorum işte
Eyvallah dedik gidene, sırtımızda kırbaç izi,
Yorana eyvallah, yüreğimizde sökük bir sancı,
Kırana eyvallah, kırılan hep içimizdeki camdı,
Dökene eyvallah, her damla kanımız toprağa aktı!
Ulan felek!
Kahpe misin, kör kuyu mu bilmem…
Belki de bir çakılsın dilimde
Her konuşmamda kanatan.
Bilgisayar ekranına mıhlandı gözlerim
Radyolojik anatominin labirentinde kayboldum.
Nükleer tıpın izotopları, patladı zihnimde,
Dolaşım sistemi dedin
Kalbimi kırk yedi yıllık bir nehir yaptın.
Atardamarlarımda sınav stresi dolaştı,
Toplardamarlarımda not korkusu birikti.
Allah göstermesin dediğim her şeyi izliyorum,
Net, keskin, çerçevelenmiş:
Bir belgesel gibi acılarım,
Dublajsız, altyazısız.
Bir tren garının kuytu köşesinde duruyor,
Derisi çatlamış, köşeleri yıpranmış.
İçinde sararmış mektuplar, solmuş bir fotoğraf,
Üstünde tarihsiz bir takvim yaprağı…
Kim bilir kaç yıldır orada,
Yaprakların dilini bilen bir rüzgâr geçti şehrin üstünden,
Her düşüş, bir cümle yarıda kalmış gibi sarktı dallardan.
Gölgeler, ayak izlerini çalıyor kumsaldan geceye saklayarak,
Deniz, tuzlu bir hikâyeyi kemiriyor sessizce dilinde ay ışığı.
Kıyıya vuran her dalga, bir mektup zarflarından sızan mürekkep,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!