Gözyaşlarım toprağa düştüğü an,
Kurak çöllere inat,
Çatlamış toprak bir iç çekişle titredi
Her damla, karanlıkta yolunu kaybetmiş bir nehirdi
— Huban Asena'dan kaleminin kuyumcusu Güldecan Şahin'e—
Karanfil bahçesi’nden bir gül düştü avuçlarıma,
Güldecan’ım
O espritüel nefes ki sözü zümrüt eden,
Güneş tam tepede, alevleri yalazlanırken,
Sen gölgeleri bir rüya fırçasıyla boyuyorsun
Ağaçların dans eden siluetlerini mora,
Denizin kabaran dalgalarını altın sarısına…
Gerçeği, hayalin paletinde eritiyorsun,
Hazırla çantanı düş sende yola
Anlarsın gurbeti zordur gardaşım
Ana baba kardeş ayrı bir kola
Düşünce aklına kordur gardaşım
Rüzgârdan umarsın kokusu gelsin
Gürültü çekmektense bu sessizlik iyidir
Şehir uyanmadı hala
Ve kuş sesleri yankılandı gökyüzünde
Bir senfoni orkestrası dinler gibi
Güzel bir aşktı...
Kelimelerimiz kaldırımlara dökülmüş,
Her sokak başında, bir vedanın ayak izleri.
Bir zamanlar, bu şehir bizimdi.
Gözlerin ki bir gece çölü gibi derin,
Nasıl da soldu o ışıltılı bahar rengin?
Saçların artık son yaprakları dökülmüş ağaç,
Dudaklarında eski şarkıları susturan bir sır...
Ne kadar uzakmışız o gülüşlü sabahlardan,
Aslında dediği gibi şairin,
Kelimeler kifayetsiz kaldı.
Öyle çok yazdım ki seni,
Anlatacak söz var mı bilemedim.
Ne kalem yeter buna,
Ne de benim gücüm,
Kırgınlıklar yaşarım sessiz sedasız
Söylenir durum kendi kendime
Bilirim haklıyım yeri geldiğinde
Ama senin kadar kitap okumadım ben
Yetmez çenemin gücü
Haklı olduğumu söylemeye
Bir köşede, solgun ışıkla titreyen lambanın altında,
İğnesi hüznü diker sessizce, kırık düşlerin kefenine;
Gözyaşları, inci yerine kaybolur kara kumaşın katlarında,
Ölümün soğuk nefesi, parmak uçlarında donarken sessizce.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!