Yaprakların dilini bilen bir rüzgâr geçti şehrin üstünden,
Her düşüş, bir cümle yarıda kalmış gibi sarktı dallardan.
Gölgeler, ayak izlerini çalıyor kumsaldan geceye saklayarak,
Deniz, tuzlu bir hikâyeyi kemiriyor sessizce dilinde ay ışığı.
Kıyıya vuran her dalga, bir mektup zarflarından sızan mürekkep,
Şafak, bir kedinin sırtında taşıdığı ıslak tüyler gibi titreyerek düşer cama
Gün, henüz dilini yutmamışken,
Bulutların karnında biriken hikâyeler
Sokak lambalarının son nefesine karışır.
Bir çocuk, bisikletinin tekerleğine takılan
Gecenin koynunda yıldızlar yanar
Ay gümüş bir kayık denize dalar
Rüzgar saçlarımda söyler şarkılar
Hatıralar kumlarda sesleri kalır
Ağaçlar fısıldar geceye sırlar
Geçmiş, ardımızda bıraktığımız bir gölge gibi uzanır,
Tozlu raflarda saklanan bir anı, anlatılan bir masal,
Şairin silahı kalemi derler
Yürekler sırrını onunla çözer
Hecesi serbesti duyguyu söyler
Gelin hep birlikte şiir olalım
Edebiyatın bak çatısı şiir
Ah gözüm
Demişsin ben yalan yolların başından döndüm
Sevginin sabrını sonsuzca bildim
Sayfa sayfa sevgi sözleri okudum
Aşkın suyunu içitimde geldim
Bazen bir gemi gibiydim
Halatlarımı çözüp sessizce açıldım kıyılardan,
Hiçbir veda, dalgaların dilinde bir iz bırakmadı.
Yokmuşum gibi davrananlar, kumlar üstünde yürüdü
Kara Kuşlar bana dedikodu etti
Sana ettiğinden bin pişman dedi
Anlatmışsın tek tek özlediğini
Hasretin kor olsa köze gerek yok
Söylediklerini al bir tart önce
Yüreği soğmuşmuş lafa bak hele
Kırılmaktan yana dem vurur bir de
Öyle beylik lafa söze gerek yok
Hançerden söz etmiş çok güldüm buna
Sanma ki bu hayat güler yüzüme
Sensiz bu canı yakar giderim
İnanır kanarım tatlı sözüne
Hasreti yakama takar giderim
Mutluluk kavramı sözlükte kaldı




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!