Gecenin bir yarısı uykusunda insanlar
O an yerin altında bir hareketlilik var
Salıncak misalidir oynadı tüm binalar
Bu Şubat kara Şubat, vurdu bizi bu deprem!
Mevsim sonbahardı aylardan eylül
Bahçelerde hazan gülü kaybettik
Bu sevda ateşi şimdi oldu kül
Beşerî bedende solu kaybettik
Bir gece, bir sokak lambasının titrek ışığında,
Ruhumun gölgesine bastım farkında olmadan.
Zamanın içinde asılı kalmış anılar
Ayak bileklerime dolandı,
Buruşuk bir zarfta başlar geçmişin nabzı,
Solmuş bir el yazısı: ne ad, ne tarih okunur.
Ama satırların kokusu hâlâ canlı
Bir kere gülmedi kader yüzüme
Gidiyorum artık açın mezarı
Bu son sözlerimdir bu son kelime
Gidiyorum artık kazın mezarı
Bir kedi uzanmış, güneşin karnında
Pencereden sızan ışık, onun tahtı.
"Çalışmak mı?" diyor, esneyerek,
"İnsanlar neden koşar? Dünya dönüyor zaten!"
Sen ki;
Kırık pusulaların iğnesini aşka döndüren,
Her şiirin, içine düşenin kanadığı cam bir bahçe…
Ben yürüdüm o bahçede
Dilimin çorak topraklarında mevsimler nihayet yüzünü döndü,
Gözyaşının tuzuyla sulanan her tohum bugün sessizce uyandı.
İçimde büyüttüğüm uçsuz bucaksız ve koyu karanlık,
Bir mısranın şafağında, binlerce hecenin gür ışığına dayandı.
Bir çömlek düşün; topraktan yoğrulmuş, ateşte pişmiş,
İçinde su taşırken ansızın çatlar, sessizce derininden.
Usta, altın tozu karıştırır kille, doldurur o aralığı nakış nakış;
Kırığı süslerken, sağlam halinden daha değerli kılar onu işte!
Şiir de öyle
Bir fırtına kopunca, denizler kükrerse kükreyeceğini,
Kırılan dalganın sesi, kayalıklara çarpıp dağılırken sessizliğe;
Boşuna bekleme sığınacak limanı, gökler kararsa ansızın,
Geminin dümeni, kendi elinde kalmadıkça, yelkenler rüzgârı tutmaz ki!




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!