Bir zamanlar ismimi yankı yapardı duvarlar
Çocukluğun sokaklarında koşan bir çınlamaydı sesim.
Zaman, kelimelerimi söndüren bir rüzgâr oldu,
Suskunluğun tozu doldurdu ağzımı,
Gözyaşım, bir nehrin dilinde biriken ve zamanın tuzunu taşıyan
Pozitif köpükler ki yüreğimin duvarlarını kemiren kireçli acıları yıkıyor,
Paslanmış yalanları, çürümüş pişmanlıkları, karanlık köşelerde biriken utançları
Bir arınma ayini gibi sürüklüyor dipsiz bir okyanusa.
Hepimizin kendisiyle çeliştiği durumlar olmuştur. Yaşadıkları ile hayalleri arasında çeliştiği zamanlar. Böyle durumlarda hep bir kaosun ortasında bulur insan kendini. Bazen saçma sapan davranır. Görünen ile hayalleri öyle farklıdır ki, o hayallerini gördüklerine uyarlamaya, bir nebzede olsa onu yaşamaya çalışır.
BİLİR ASLINDA İNSANOĞLU;
Şans mı var bizde?
Hak etmeyenler altın kafeslerde kanat çırparken,
Biz, iyi halden kovulmuş mahkûmları
Ateş söndü dediler, küllerimi savurdular rüzgâra
Oysa bilmediler,
Yüreğimin altında bir volkanın nabzımı tutan
Hastanenin 404 numaralı odasıdayım
Teşhis: Şikâyet Aşısı Direnci.
Duvarlarda asılı raporlar
“Nefes alırken bile sızlayan ciğerler,
Eklemlerinde paslanmış ‘keşke’ çıtırtıları”
Karanlık bir geçmişin gölgesindeydim,
Her adımımda yankılanan çığlıklarla.
Sessizliğin en keskin haliydi,
Çocukluğumun koridorlarında.
Kırık bir aynada arardım yüzümü,
"Hangimiz daha çok yandık?" sorusu bir tuzaktır
Çünkü yangın; gökyüzüne çizilen hiyerogliflerle ölçülmez,
Sen volkanik gazlarla dağları titretirken,
Ben mum alevinde eriyen balmumunun sessiz çığlığıydım;
Sen şimdi diyeceksin ki
Hangimiz daha çok yandık?
Küllerimiz terazide tartılırken
Savrulanı sadece rüzgâr bilir.
Gözlerim doldu taş oldu
''Ağlamak yasak! '' dediler,
Çakıl taşına döndü damlalar, birikti boğazımda
Yutkunamadım, tüküremedim…




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!