Gözlerim doldu taş oldu
''Ağlamak yasak! '' dediler,
Çakıl taşına döndü damlalar, birikti boğazımda
Yutkunamadım, tüküremedim…
Bir kum saatidir ömrüm
Avuçlarımdan kayıp giden taneler,
Yıpranmış bir deri gibi buruşuyor zaman.
Kırkıncı yağmur düştüğünde pencereye,
Camdaki çizgiler gibiydim:
Belli belirsiz,
Öpecek bir elin varsa hayatta
Koşar sarılırsın ahde vefada
Anne Baba Kardeş hepsi yanında
Şükürler edersin bayram sabahı
Sabahın köründe, düştüm yollara,
Bakmadım sağımda, solumda olana.
Takmam kafamı hiç, yoran kullara,
Sessizce kenara, ben geçiyorum.
Nereden aldın yahu söyle bu ehliyeti
Bakkal mı verdi yoksa kasaptan mı zimmetli
Bir manevra için ki duman ettin ortayı
Ah be hocam ne ettin mahvettin trafiği
Bir varmış bir yokmuş gibi başladı bizim hikâyemiz,
Yıldız tozlarından savrulmuş iki yabancıydık.
Bir söz duydum, baldan tatlı, çağlayan gibi akıp gönlüme;
İnandım o ipeksi tınıya, güneş vurmuş safir bir nehre.
Ama altında, karanlık bir bataklık kaynıyordu sessizce,
Dil, nakışlı bir perdeydi, gerçek yüzü saklayan iğrenç bir dehşete!
Tesadüf müsün, şans mısın, yoksa kader mi?
Belki de rüzgârsın
Nereden estiğini soramadan
Deli dolu esip kopardın sancılarımı,
Bugün…
Bir takvim yaprağından ibaret değil.
Bugün, senin adınla başlayan bir masalın
Benim kalbimde yankılandığı gün.
Mevsimsiz açar mı sevda çiçeğim
Bahara erer mi hazan yüreğim
Bilemem yazar mı küstü kalemim
Bir yudum su gibi muhtacım sana
Ömür boyu sen ol başımın tacı




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!