Bir ustanın nasırlı ellerinde doğdum,
Ahşabım dağ kokulu, damarlarım özlem yüklüydü.
Bıçak sıyrıldıkça üzerimden,
Her kıymık, bir türkünün ilk notasına dönüştü.
Bir taş düştü altın kaseye, sesi kralların kulağına ulaşmadı
Çünkü değer, kırılanın parıltısında değil,
Sessizce savrulan tozunda saklıydı.
Hiçbir şey eksilmedi dünyadan
Bir camdı belki kalbim, kırıldı sessizce
Parçaları toplarken ellerim kanadı.
"Üzülme," dedi zaman, "yenisi takılır."
Ama ben, kırık kenarları bile
Kendime zırh yaptım.
Bir köşeye itilmiş, ne zaman oraya bırakıldığı unutulmuş,
Kimsenin açmaya cesaret edemediği
Belki de farkında olmadan kendi içimizde bile görmezden geldiğimiz
Bir ağırlık var o sepette.
Sanki geçmişin izlerini taşıyan,
Bir dokunsan dağılacak kadar yorgun,
''Sana söyleyeceklerim var," diye başladım,
Fark ettim ki boş meyhanenin ıslak masasındayım
Sesim duvarlara çarpıp geri döndü
Kulağımda çınlayan cümleler "seni özlemek, bir şehri yakmaktır!" diye fısıldadı
İçimde kırık bir pusula, hep sana dönen ibreyle çürüdü
Gelmek mi? Dönmek mi? diye sordum karanlığa,
Sorunlar, ruhumun derinliklerinde çakılı paslı çiviler gibi
Her çekiç darbesi, yeni bir çatlak açıyor kemiklerimde.
Rüyalarımdan kendimi kazıyorum
Tırnaklarım, kayalara sürterek kanıyor
Bir bahçe vardı, gülüşlerimizle suladığımız,
Her çiçeği bir ömür boyu açacak sandığımız –
Sonbahar geldiğinde yapraklar döküldü,
Sen köklerini söktün; ben dalları sayıkladım.
Kolaydır nokta koymak
Sonbahar yaprağı gibi düşer renkler,
Sessizce savrulur yere.
Bir deniz feneri gibi durur sonlar,
Kayıp bir liman...
Kolaydır noktaları koyup bitirmek,
Zordur söze başlamak...
Çünkü her başlangıç,
Bir cesaret nehridir ki
Sevmenin ne demek olduğunu biliyor musun diye sordu
Evet! sevmenin, sevilmenin ne demek olduğunu bilmiyorum ben
İnsan hayatına uğramayan bir duyguyu nasıl bilebilir ki
Başka hayatlarda gördüğüm kadarıyla tanıyorum sadece
Ve bir film izler gibi izliyorum




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!