Sabahın ilk jilet ışıkları yarıyor tenimi.
Bir yabancının yüzüyle uyanıyorum aynada.
İçimde derin bir çukur açılmış,
Sessizliğin kemirgenleri kemiriyor ruhumu.
Nazar mı değdi? Mavi boncuk çatladı içimizde bir yerlerde,
Yok, sadece bir dize düştü ve toparlayamadık.
Aşk, kırık aynada parçalanan bir yüz oldu,
Her cam kırığında sen kaldın, ben kaldım sessizce…
Bir duble şiir içtim gözlerinden
Deniz, rakı rengiydi;
Buzlar, geçmişin parçalanmış camları.
Bardağın kenarına tünemiş martı fısıldadı
Eski bir kitabın sayfaları arasında duruyorum,
Kumaşım solmuş, kenarlarım kıvrılmış.
Üstümde bir çiçek kurusu, belki bir mektup izi
Sanki zaman, tam o sayfada durup
"Burada unutuldun," demiş.
Sonbahar, yapraklarını toplarken köşelere
Her biri buruşuk bir mektup gibiydi; mürekkebi solmuş.
Gökyüzü, yağmuru sakladı bulutların cebine,
Rüzgâr, dalları titrettikçe döküldü hikâyeler…
Bir mevsimin hüznü, diğerinin tohumu oldu;
Eski saatin paslı dişlileri geceyi öğütürken,
Bir ömür, tik takların arasında sıkışıp soluk aldı.
Avuçlarımızda kum taneleri kanadı haykırdıkça,
"Bu son!" dedik… Ama her tane, ceplere düşen bir sızı
Sessizce birikti, zamanın çizgilerine nakış oldu.
Biz ki, ayrı kıtalarda doğmuş iki yabancıydık
Ben bir denizdim, tuzum, unutulmuş yaralara doğan sabah gibi…
Sen bir buluttun, göğün terk edilmiş mavisi…
Bir sene önceydi masal başladı
Virane bir yerde bir kız yaşardı
Yalnızlık gönlüne tek arkadaştı
Bir günde hayatı tarumar oldu
Artık seni yazamıyor kalemin,
Nedendir bilinmez, bitti mi sevgim?
Usandı belki de garip yüreğim,
Feryat figan etmekten yoruldu napim,
Zorladım birkaç kez yazayım seni,
Kahve kokusuna sardım kalemi.
Bir şarkıydı başlangıç "güle güle, yolun açık olsun!"
Sesin kırık bir plak gibi takıldı dudağına,
Ben, o sözü bir bıçak sanıp kalbime sapladım.
Sen, "seni uğurlamıyordum," dedin,
Ağzından dökülen balı zehire çeviren




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!