Bir nehir gibi aktım sana,
Kollarımda taşıdım çocukluğunun taşlarını.
Su oldum, kum oldum, toprak oldum
Ama sen,
Kıyıya vuran dalgadan başka bir şey görmedin.
Yorulmadım verdiğimden,
Bir avuç ilham, kum taneleri avucumda
Savuruyorum rüzgâra, her biri bir mısra olsun diye.
Bir torba huzur, içinde kaybolmuş deniz kabukları
Dinliyorum, her birinin fısıldadığı "Belki…"
Bir kese kahkaha, çocukluğumun cebinden dökülen
Her gülüş, bir şiirin virgülü…
Çocukken sakladığım oyuncak kutu,
Dolabın üst rafında tozlanıyor.
Açmaya korkuyorum;
Belki içinde kırık bir bebek,
Beni bana anlatma,
Sesimi duymadan ismimi ezberlemişsin, bir solmuş kâğıda yazılmış gibi.
Gözyaşımın tuzunu bilmeden “güçlü” deme,
Yaralarıma dokunmadan “geçmiş” diye bir etiket yapıştırma.
Ben, geceye susan bir çocuğun uykusuz gölgesi belki,
Benim gittiğim yolların, taşında diken, gölgesinde keder,
Her adım çöldeki bir iz, her iz bir kalbin sessiz ahı.
Rüzgâr taşır kokusunu, bir yarım kalmış mektubun,
Satırları silinmiş, mürekkebi hâlâ kalbin yarası.
Bir aynanın içinde kayboldum
Yansımam, başkasının gözyaşlarını taşıyor.
Yüzüm, bir sokak tabelasında unutulmuş harfler…
"Adın ne?" diye sordular,
Dilim, paslı bir anahtar gibi takılıyor.
Siyahtan başka bir renk tanımadım
Bilmem kırmızıyı gül görünmüyor
Elimdeki baston bütün hayatım
Caddeler sokaklar yol görünmüyor
Yüce yaradan biz kullarını eksiksiz yaratmış. Her ayrıntısı ile muazzam bir şaheserdir insanlar. Yaratılmışların en yücesi, en şereflisidir ki koca bir kâinat serilmiştir ayaklarının altına. Her birimizi özenle yaratmışken Allah’ım, peki biz bu özenin farkında mıyız? Öyle bir sistem ile var olmuş ki insanlar, her bir uzvun amacı farklı iken kontrol mekanizmasını kafatasımız içinde bulunan beyin diye adlandırdığımız iki lop parçaya bağlamış.
Ayrıca beyninde sürekli değişim ve gelişimini insanoğlunun tekeline bırakmış. Hah işte konumuz tam da bu. Beş parmağın hepsi aynı olmadığı gibi insanların da hepsi aynı değil elbette. Kimi farkında bu özenli yaratım sisteminin ki, farkında olanlar farklarını gayet açık ve net ortaya koyuyor. Olmayanlar ise kafataslarının içindeki o gelişime açık lop parçalarının ya varlığından habersiz ya da sadece et parçası olarak orada olduğunu zannediyor. Şaşırtıcı olanı ise; beynini kullanmak yerine çalışan farklı organlarını beyin yerine kullanıyorlar. Ve hayata da o beyinle bakıyorlar.
Dolaylı bir anlatım oldu ama gerçek bu. Hal böyle olunca da ve böyle insanların sayısı arttıkça dünya denen beşik oluyor sana eşik. Atlamak bir yana dursun, kapıyı aralamaya bile korkuyorsun.
Sonra dilimize bir güvensizlik kelimesi yerleşiyor ve altını dolduran sebeplere bakmadan gelişigüzel kullanıyoruz bu sözcüğü. Güven insanın kendin de başlar. Bunun için de amaca uygun kullanmak gerekir tüm uzuvları. Mesela; beyin gelişmek ve fark yaratmak için vardır. Zekâ ya da akılda denir. Kullanmayan, kullanamayan hatta farkında olamayanlara tarifi çok basit. Kafamızın üst bölümünde ve saçlarımızın tutunduğu o kemiğin içinde. Siz görmeseniz de işe yarayan bir organ. Çalıştırın bence ki çalışmaktan yorulmayan, hatta bunu sizin için avantaja dönüştüren tek organdır o.
Bir Bahar Çığlığı
Bahar dediğin nedir ki?
Bir dalın kırılmaktan korkmayan feryadı,
Çürümüş yaprakların arasından sıyrılan çiğdem,
Ve toprak,
Sabahın ilk jilet ışıkları yarıyor tenimi.
Bir yabancının yüzüyle uyanıyorum aynada.
İçimde derin bir çukur açılmış,
Sessizliğin kemirgenleri kemiriyor ruhumu.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!