Gözlerinin ışığını aldım da sakladım,
Şiirler arasında kuruttuğum güller gibi.
Vuslat sanrısıyla avunmam bu yüzden.
Gün gelir yokluğun,
Acının perdesini aralarsa bir gün,
Hasretten mısralar akıtırım cansuyu niyetine.
Sen ki, o gümüş hüznü
Gözlerden zülüflere akıtansın .
Belki bir anlayan olur mu diye,
Tel tel ağıt yakansın saçlarına.
Oysa kalpler renk körü bilmez misin?
Baştan ayağa kına yaksan da
Bazen içinde uyanır ilkyaz sevinci
Mevsimlerin hükmünden habersiz
Gül açar pembeden gamzelerinde
Bir sabah mesela
Sıcacık bir merhaba
Gözlerde bulut yüklü sözler
Mor hüzünlere bürünmüş
Naçar fikrin eseri
Sen yarınların çiçeği
Körpe bedenine dar, bu hayat
Asrın yükü omuzunda
Öperken lacivert yüzü
Altın varaklı pencereden
Bin parça hüzün düşer kızılca
Alnında kırık bir ay parçasıyla
bakar kalır tepeden
gökkubbe
Güzel insanların zamanından gelen nesilleriz biz
Yaşama dair ne varsa her şey doğaldı o zamanda
Acılarda, sevinçlerde çok sahiciydi
Bir tek televizyon tüm mahalleye yeterdi mesela
Hepimizin sineması komşu evlerdi
Cümbür cemaat toplanıp birlikte ağlar birlikte gülerdik
Hangi alfabeyle yazılmış bu çileler?
Yitik cümleler içinde akar yaşam meçhule.
Zaten yaralı sevinçler tüterken içimizde
Dumanı başından gitmeyen dağ gibi kaldık bi çare...
Oysa sevda sofrasında kalan son aşk kırıntılarını
Kuşlarla bölüşecektik daha...
Gecenin zifiri örter tenimi
Yıldızlar karışır terime
Gözümde şavkı dolunayın
Uzakların türküsü dolanmış dilime
Köz olur ciğerde...
Öyle bir yangın ki, şu gurbet
Hayat bir masalsa
Ve ''Bir varmış bir yokmuş " olacaksa sonumuz
Varsın olsun çorbada tuzumuz
Başı belli
Sonu belli
Masalsa gerçekten;
Hayat bir masalsa
Ve ''Bir varmış bir yokmuş " olacaksa sonumuz
Varsın olsun çorbada tuzumuz
Başı belli
Sonu belli
Masalsa gerçekten;




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!