Edindiğimiz yasa,
yalanla beslendi.
Kim nereden bilecekti,
gerçek görünmezdi.
Sustu kimliğimiz,
yeni çok eskidendi.
Ah, gizemini çözmekten güzel ne var,
bütün tat anlaşıldıkça artar, ne denli
uzaklaşsan ufuklarda, gene herşey
kapı, duvar. Değişkenlerin öyle fazla,
hepsine yetişsen bile, elde avuçta ne var.
Burda kavramlar, orda katmanlar,
Biz nerede havalandıkta, yer artık tanınmaz bir yer.
Birşeyler koparken içimde, bahar dalları bir sıra asker,
selam durur hayatın çarpmasına, sonra gene bir sükun yer yer. O can fışkıran kıraç topraklar, ağır aksak, derbeder.
Gel susma öyle, oyuna katıl, yıkılsın isterse temeller,
hafif bir rüzgar kaplar ortalığı, dağılıp gitmişiz, havalandığımız yer o yer.
Bir talan ikliminde, susmuş diller ötesinde,
en uzak yıldızlardan payıma düşen, kararır
avucumda, sönmüş lavlar arasında gezinen
umut ne söyler anlaşılmaz, tarihin çağrısı,
aynının aynasında yiter.
Doğum öncesi varlıklar zincirinde
yerim, yeryüzü ziyaretini beklerim.
Başka alemleri gezer de dilim,
köşe bucak ererim. Dünya yangının
da alev alev, burçlara karışır,
geçmişime dönerim, Sen, ben bu
Enfes bir eğlencenin doyumsuz
ahengidir yaşamak. Aldığın nefesin
uzandığı iklimleri koklamak. Zihinsel
bir şölende giz ayıklayıp şaşırmak.
Çözemediklerinle coşup, daha ne
yollar var diye merak. Esen rüzgarda
Kimse kimseyi dinlemez, ama, herkes konuşur, bunun ölüçüsü budur, anlamak değildir derdimiz, yükümüzü
devredecek bir gönüllü tercihimiz. Hiç buluşamadığımız,
buluşmalarda, ne var ne yok ortaya dökeriz, kimse almaz,
geldiğimiz gibi gideriz, her kafadan bir ses çıkar, dünyayı
dünya yapar, bir tatlı esintiyle sarmaş dolaş, rüzgar dinlemişse, başkası boşa uğraş, çek küreklerini engine,
kayıp define yoktur ama, aramadığına kapıyı aç, işte gene
Uzun bir yıl günü, yorgun akşamında,
tekrara sıkışmış can sıkıntısı duvarlarda.
Ama, nefes, bahar güllerine gebe, umudu
kesme, filizsüren gecenin karanlık düşleri,
aykırı gelen kabullerin sessiz itirazında
resmedilmiş gelecek, düşünceleri besleyen,
Ah, yapı gerilim üretmese,
hayat olur muydu, kültürler
sıra sıra, toplumlar öbek öbek,
yola koyulur muydu.
Hiç şaşmazda gerilim hem
Yaprakların dağıldığı altın taşta parıldar ışık, bırakır toz duman gerisinde, yerleşirken birliğe, dönen sen değilsin,
suretin, aynalık eder sadece, dağıldıkça toplayan zaman
telleri, yakınlığa karışmış, ezelden beri taşır her yere, ileriye, hayali gerekçelendirir, gidip, geldikçe, dön desen
dönmez ki, tozdur o, sıkı tutulmasa dağılır, ve konar bilmediğine, geri çağırsan gelmez ki, uçarken bakılmamıştır, ve derin yapılarda unutulmuş, hatırlamaz ki, seni sana armağan eden, kayıptır, bulunmaz ki.




-
İlhan Ozascılar
-
İlhan Ozascılar
Tüm YorumlarDaha insancıl, merhamet, öykünme, takdir, tevazu, sevgi temelli seslenişleriniz samatya' da kemale erme yolunu işaret ediyor, azizim.
Duyguların gerçeklerle karşılaşması, tokat gibi çarpan acıtmalar,sert toslamalar, ifadelerin acımasızlığı, edilenlerin başa getirdikleri, soğukda olsa yaşamanın çekiciliğini vurguladığınız ilk eserinizi kutlarım, bu uslubunuz artık sahne oyunu yazılması gerektiğini çağrıştırıyor.
Daha insancıl, ...