Olmaması gereken olmuşsa, olacağın içinden
geçerek bana gelmiş, hep öyle yaşamışsak,
yok sayan, egemen dallardan sarkan yemişler
önümüzde kalmış, gene aç yaşarız çoğu zaman.
Ya ben benim üzerime inşa edenden muaf, dalıp
giden açıklığın solmuş ezgileriyle sarmaş dolaş,
Yoksunluğun hükmünden doğdun madem,
yıkar geçersin, bir şimdinin eziyetiyle elzem.
Bırak gitsin bütün geçmişi, ökseye tutulmuş
bir garip kuş isen, vur kendini yollara, dağların
ardında çıkmaz patikalara istersen, bu yolculuk
hep başka olurdu umduğundan. Yaşamın giziyle
Düşüncenin çevik kuşları,
girdiği damarları boşaltır da,
apak bir yönsüzlükte uçar.
Yoğun bir müziğin doku
toplamasıyla, dansa davet
eder de, hayat deriz sonra,
Kırık bir cam da yansıdı zaman, ilk kez gördüm,
her şey neden ziyan, neremizden ışıdı karanlık,
böyle yaman, ülküsü yaşam, dökülen parçalardan
anladık, böyle yaşanır zaman.
Kavrayışın donukluğu ışıl ışıl, durup bekleyen
dalgalanışı yudum yudum içerken öykünden,
kopuşun ardındaki tatları açığa vuran birer birer.
Kendi dolmaz bu derya, katılıp ürperen yansımaya
ezgin gözardılıkla açılan kilitlerin yeniden kapanması,
Yapay tanrılar ürer yolda yürüyen
insanlardan. Siyah paltoları, toprağı
ezen ayaklarıyla, uzak mesafelere
gider gibiler. Yalan sanki geçmeleri
önümden. Neye göre varlar.....
Çok karmaşıksın ve yalın, görünmez
kapılarda yazılı adın. Bilme okyanusunda
defalarca yanıldın, belki vaktin yoktu ya da
merakın, bunca çeşitlilikte saklı bir limandın.
Kaygı dünyasının gizil güçleri bir yol açar,
geçilmeli, tam bitti derken bu neyin nesi.
Taşları dokuyan ışık, her ezgide yükselen çığlık,
bir görünüp bir kaybolan açık bir duyum ötesi.
Zehir gibi acı, bal gibi tatlı yapı, bir kez şekillendi mi
boynunu sıkan ip gibi. Kader deriz ona ve ölüm ötesi.
Hesap kitap çağının görünmeyen lekesi, ayağımıza
dolanan kirli niyetler, her neslin çilesi, körlüğün yaydığı
Uygun karşılıklar zamanı, belki hiç varılmayacak,
bir gülümsemenin araladığı, bakışın yoksadığı, kör
bir noktada ilerler, durulmaz, sessizlik de sunar,
katılıp yitirdiğin soğuk yansıma da, güneş soluyor
yavaşça, umutsuzluk eğitir ve sonra, ne kaldıysa.
Nesnelerle akan zamanın üstün dilinde,
damla damla düşen ürperiş, bir gizil
damarda ulaşılmayan özleme ermiş,
duyulur ıssız geçişi, bütün manzaralar
donmuş, kopan gürültüleri, ortak
mülkümüz olsun, herkes görsün de




-
İlhan Ozascılar
-
İlhan Ozascılar
Tüm YorumlarDaha insancıl, merhamet, öykünme, takdir, tevazu, sevgi temelli seslenişleriniz samatya' da kemale erme yolunu işaret ediyor, azizim.
Duyguların gerçeklerle karşılaşması, tokat gibi çarpan acıtmalar,sert toslamalar, ifadelerin acımasızlığı, edilenlerin başa getirdikleri, soğukda olsa yaşamanın çekiciliğini vurguladığınız ilk eserinizi kutlarım, bu uslubunuz artık sahne oyunu yazılması gerektiğini çağrıştırıyor.
Daha insancıl, ...