“Sesimi öyle yüksek perdelerden harcadım ki,
Sana fısıldayacak tek bir nefesim bile kalmadı."
İçimde öyle bir kıyamet koptu ki, öyle sarsıldı ki ruhum,
Gök sustu, nehir durdu, bir tek heves bile kalmadı.
İçten içe sustum haykırdım da , duymadın feryadımı!
Nereden bileceksin; her gece bu odada tek başıma,
Duvarlara çarpan nefesimin sana sustuğunu?
Eski bir şarkı çalarken kırık plağımızda,
Zamanın kalbimde nasıl zehir olup suspus olduğunu,
Kim bilir, hangi rüzgâr dağıtır saçlarını?
Beni kendi karanlığımda rahat bırakın artık,
Aydınlık vaat eden fenerlerinizi kendinize saklayın.
Taşımaktan yorulduğum bu ruh artık darmadağınık,
Yüzünüzü benden başka tarafa döndürün mümkünse.
Son gün acımazca kıyameti koparanlar nereden bilsin ki?
Aynı gökyüzü var başımızın üstünde,
Aynı toprak can verir her birimize.
Öfke bir zehir gibi akıyor dilimizde,
Neyi bölemedik, bu cinnet ne diye?
Gülümsemek varken şu yalan dünyada,
Güneş, siyah bir kefen gibi çekilirken ufuktan,
Gökyüzü yarılır ansızın, bir devrin kapanışı gibi...
Ilık bir rüzgar değer yüzüme, toprak uyanır uykusundan,
Ve genzime dolan o koku; hani dünyadaki tek cennetim,
Hani o zambak bahçesi tenin, hani o vazgeçilmez kokun...
İçim senle dopdolu, gözlerimse nisanın ıslak mateminde.
Kumaş deme ona sakın, bu bir milletin şerefidir,
Rengini topraktan değil, damardan çekip almış.
Üzerindeki ay ve yıldız , bir yiğidin cesareti dir,
Hilali’nin gölgesinde, nice yiğitler can vermiş.
Dalgalanmıyorsun sen, koca bir tarihin yasını tutuyorsun,
Dünyaya ilk nefesini verdiğin o an, zaman durdu benim için...
Seni göğsüme basıp o cennet kokunu içime çektiğimde,
Meğer o güne kadar hiç nefes almamışım, onu anladım.
"Evlat" neymiş, bir canın içinde başka bir can nasıl atarmış,
Seninle öğrendim, seninle doğdum yeniden.
O kara gözlerine ilk baktığım an mühürlendi kalbim.
Gözlerine bakarken dünyayı unutma mesela,
Ona benden kalan boşlukları anlatma sakın.
Her gülüşünde bir eksiklik bırak kalsın hep,
Sakın onu’da benim sevdiğim gibi sevme.
Ellerini tuttuğunda için titremesin öyle,
Zamanın kalbinde bir ince sızı,
Sensin gökten yere inen umut yıldızı,
İster bahar olsun, ister güz yazı,
Beraber gülelim, bak gözlerime.
Gönül heybesinde yükümüz sevda,
Kimsenin kimseye can olmayacağını biliyordum, mühürlemiştim zaten kalbimi herkese,
Ruhumun kimsesiz kışında, buz tutmuştum ben tek başıma.
Sen geldin; üzerime yapışmış o katı kışı,
Yüreğinin sıcaklığıyla erittin, bitirdin içimdeki bu savaşı.
Hayat dediğin, sürprizlerle dolu kısacık bir öykü,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!