Kimse kusura bakmasın artık,
Ben bu nefret dolu dünyayı sizden öğrendim.
Gözümden bir bir düşerken hepiniz,
Yıkılan hayallerimin altında kalmayı,
Yine kendi kendime ayağa kalkmayı öğrendim.
İçimde ne kadar güzel duygu varsa kuruttunuz,
Girdiğin her kapı yüzüne kapansın,
Diz çöksün gururun, adın dertle anılsın.
Beni böyle yıkanlar bin beter yansın,
Seni benden alana haram olasın.
Baharların kışa, gündüzün geceye dönsün,
Bazıları var ki, damarlarında kan yerine kibir akıyor;
Yürüdükleri yollar, çiğnedikleri haysiyetlerle örülü.
Kendi karanlıklarını güneş sanacak kadar körleşmişler,
Ruhları, henüz yaşarken kendi hilelerine gömülü.
Öyle bir hırs ki bu, doyuramadıkları bir canavar,
Gayrı kapıda bekletme beni, belim iki büklüm,
Zati dişler de döküldü , asabım bozuldu.
Şu senin reçeteler koca ömrümü götürdü,
Sen olmazsa bu sefer;
Girişi "acil"den yap hele Hekim Bey!
Sözcükler ucuzladı artık vitrinlerde,
Her önüne gelen iki kafiye kapıp meydan okuyor hayata.
Kendini o hırçın denizlerin kaptanı sananlar var,
Oysa bilmezler, sığ kıyılarda yüzdürülen gemiler fırtına görmez bu hayatta.
Şiir dediğin, kirletilmemiş bir nehir gibi akmalı insanın içinden,
Öyle her rüzgârın önünde, her geçici fırtanada diz çökmez.
Yorgun gölgeler düşerken yastığıma,
Kaç rüyayı ortasından böldün öyle?
Zemheri ayazı çökerken odama,
Isınmayan sabahlarımın hesabını ver.
Neden her gidişin bir düğüm boğazımda,
Neden her gelişin bir yangın içimde?
Hangi dilde susulur bu gidişin ağırlığı,
Hangi uçurum paklar içimdeki bu yangını?
Kendi ellerinle devirdiğin o mabetten,
Geriye ne kalır, hiç mi düşünmedin sen?
Bir ahın kaç asır sürdüğünü bilmezmiş gibi,
Yalan bir rüzgârın kucağında savrulmuşum ben meğer,
Bakışlarında küçük bir kırıntı şefkat aramışım boşuna.
Gözlerin her değdiğinde gözlerime, bir umut doğar sanmışım kendimce,
Oysa sen, kalbindeki buzları eritmekten bile korkmuşsun.
Beni bir gölge gibi izlemişsin de, bir nefes kadar yakın olamamışsın,
Sen hiç sevmemişsin ki beni, sadece yalnızlığını avutmuşsun.
Zifiri bir sessizlik çöktü kalbimin dehlizlerine bu akşam,
Nabzım, adını unutan bir yabancı gibi sustu ve yavaşladı.
Senin sesinden mahrum kaldığım o ıssız boşlukta,
Kendi çığlığım bile ruhumun duvarlarına çarpıp yoruldu.
Zihnimin kuytusunda yarım kalmış bir melodi başlar her an.
İçtiğim su değil artık, bir inanet pınarı,
Sen yabancı tenlerde terlerken bende hayat durdu.
Söküp attım kalbimden sana dair o yazdan kalma baharları
Söylediğin her yalan, en çok senin onurunu vurdu
Soframda ekmek bayat, suyumda zehir tadı var artık Başka tenlerde uyanırken sen, benimse içimde fırtınalar koptu.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!