Madem kafana koydun, lafı uzatmaya gerek yok,
Al neyin varsa, bir saniye bile durma eşikte.
Belli ki senin heybende bana dair yalan çok,
Benim payıma düşense sadece beklemekmiş bu eşikte.
Şimdi o çok sevdiğin yollarına koyulabilirsin,
Arkana bakarsan adımların birbirine dolanır.
Ne yazık ki çok geç uyandım o sinsi uykudan.
Ben senin kurak ruhuna can suyu olmaya çalışırken,
Sen arkamdan sadece kuyular kazıp, durmuşsun.
Gidişin koymadı inan, tek bir damla yaş bile düşmedi senin için gözlerimden;
Ben sadece senin gibi bir çamura bastığıma,
Geçen o ziyan edilmiş yıllarıma,gençliğime yandım.
Kimse kusura bakmasın artık,
Ben bu nefret dolu dünyayı sizden öğrendim.
Gözümden bir bir düşerken hepiniz,
Yıkılan hayallerimin altında kalmayı,
Yine kendi kendime ayağa kalkmayı öğrendim.
İçimde ne kadar güzel duygu varsa kuruttunuz,
Girdiğin her kapı yüzüne kapansın,
Diz çöksün gururun, adın dertle anılsın.
Beni böyle yıkanlar bin beter yansın,
Seni benden alana haram olasın.
Baharların kışa, gündüzün geceye dönsün,
Bazıları var ki, damarlarında kan yerine kibir akıyor;
Yürüdükleri yollar, çiğnedikleri haysiyetlerle örülü.
Kendi karanlıklarını güneş sanacak kadar körleşmişler,
Ruhları, henüz yaşarken kendi hilelerine gömülü.
Öyle bir hırs ki bu, doyuramadıkları bir canavar,
Gayrı kapıda bekletme beni, belim iki büklüm,
Zati dişler de döküldü , asabım bozuldu.
Şu senin reçeteler koca ömrümü götürdü,
Sen olmazsa bu sefer;
Girişi "acil"den yap hele Hekim Bey!
Sözcükler ucuzladı artık vitrinlerde,
Her önüne gelen iki kafiye kapıp meydan okuyor hayata.
Kendini o hırçın denizlerin kaptanı sananlar var,
Oysa bilmezler, sığ kıyılarda yüzdürülen gemiler fırtına görmez bu hayatta.
Şiir dediğin, kirletilmemiş bir nehir gibi akmalı insanın içinden,
Öyle her rüzgârın önünde, her geçici fırtanada diz çökmez.
Ben seni severken kendimi de unuttum,
O kadar yaraladın ki , yine de ben hepsini unuttum.
Sen sadece bu sevdayı kendi gözünde uyuttun,
Ben ise koca bir hiç uğruna boşa ömrümü çürüttüm.
Dönersin diye bekledim yıllarca ben seni,
Yorgun gölgeler düşerken yastığıma,
Kaç rüyayı ortasından böldün öyle?
Zemheri ayazı çökerken odama,
Isınmayan sabahlarımın hesabını ver.
Neden her gidişin bir düğüm boğazımda,
Neden her gelişin bir yangın içimde?
Hangi dilde susulur bu gidişin ağırlığı,
Hangi uçurum paklar içimdeki bu yangını?
Kendi ellerinle devirdiğin o mabetten,
Geriye ne kalır, hiç mi düşünmedin sen?
Bir ahın kaç asır sürdüğünü bilmezmiş gibi,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!