Beni gönül sarayına davet eden sendin,
Şimdi kendi kapı eşiğinde durduran da sen,
Kapıyı yüzüme vurup da vefasızca gitme bari.
Aşkın deryasını vaat etmiştin oysa en güzelinden,
Bir damla katreye sığınmışken seninle ruhum,bedenim;
Yer gösteripte bana burada dur deme bari.
Sana bu yolların sonu bana çıkar demedim mi?
Hangi rüzgâra kapılsan, hangi yana savrulsan,
Yorulup durulacağın o liman benim demedim mi?
Güneşin doğduğu yerde, gölgen ben olurum demedim mi?
Bırak şu sahte parıltıları, gözün kamaşmasın,
Kırıldı içimdeki o ince cam, dağıldı her yana parçalarım,
Toplamak istedikçe ellerim kan revan içinde kaldı, görmedin.
Zamanın çarkında ezilen sadece kemiklerim değildi;
Umudumun boynu büküldü, hayallerimin nefesi kesildi.
Şimdi bu darmadağın yıkıntılar altından,
Söyle, bir can çıkarıp derman olur musun?
Gidilmemiş Yolların bütün İzinde
Suskunluğumu duyacaksın!
Hangi kalabalığa karışsan, hangi gürültüde kaybolsan,
Kendi sesinden önce benim sessizliğim çarpacak kulaklarına.
Yarım kalan her cümlede, söylenmemiş o tek kelimeyi arayacaksın;
"Hiç gitmeyecekmiş gibi bakıyordu," diyeceksin.
Taş bas bağrına da sakın açma yaranı elaleme,
Merhem diye sürdükleri, tuz olur da yakar içini.
Öyle kendini yıkıp da akma her kurak gönüle,
Sen nehirler feda edersin de, Onlar senin için bencil bir damlayı bile sakınırlar senden,
Gün gelir bir kaşık suda boğarlar, izlerler can çekişini.
Zaman akıp giderken avuçlarından,
Bir gün durup bakacaksın geriye.
Eser kalmamış o gençlik gururundan,
Soracaksın: "Bunca emek niye?"
Gölgen bile kaçarken karanlığından,
Sığınacak bir liman arayacaksın,
Takvimlerin ötesinde bir yer buldum kendime,
Ne ocak ayazı var orada, ne de ağustosun ateşi .
Gözlerinin rengi değince avuçlarıma,
Değişti ömrümün bütün iklimleri.
Eylül’ün o yorgun hüznü bitti,
İçinde senin geçmediğin tek bir uykum olmadı,
Belki de her gece gördüğüm, uyanmaya korktuğum o tek rüyasın...
Önümüzde, diz dize uyuyup en güzel düşlere dalacağımız uzun yıllar,
Ve bir nehrin akışında kaybolur gibi, daldıkça seni bulan gözlerim var.
Güneş çekiliyor, rüyalar bile sıraya giriyor en güzelini sunmak için sana,
Erkek dediğin, sevdi mi bir eylül gibi sever;
Yaprak gibi dökülür yârinin göğsüne sessiz ve gürültüsüz.
Göğsünde taşıdığı o kalbi bir emanet bilir,
Öyle bi sahiplenir ki severken kalmaz bir an bile mutsuz.
Sevdiği kadının gözlerindeki bir damla yaşı,
Silmek için adar ömrünü, yürür hesapsız ve kitapsız.
Aldanma sen fâni cihana,
Son menzilin kara toprağa.
Ne mal kalır ne de mülkün,
Varırsın Hakk’ın divanına.
Bugün dersin dünya benim,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!