Yarım kalan cümlelerin bile bir karşılığı saklıdır içinde.
Susup geçtiklerin, söyleyemediklerin, içinden düğüm düğüm büyüyenler…
Hepsi bir gün çıkar karşına,
hiç ummadığın bir anda, hiç beklemediğin bir yerden.
Hayatın hesabı var.
"Aslında her şey çok başka olurdu...
biraz çaba gösterseydin" demiştin ya bana -üzüntülü- hani hiç sesimi çıkarmamış ve pencereye dönmüştüm..
Kapı sesiyle saç tellerime kadar biriken ağrıyı atmak istercesine haykırarak..
Her neyse..
Ben beklemeye devam ediyorum, senin burada kalman doğru olmazdı zaten..
Hoşçakal diyememiştim ya sana, Hoşçakal..."
" Bir el, yüreğimin sessizliğine hüzün tohumları ekiyor..."
Bugün yine sensizliği, katmerli yaşıyorum.
Sabah bu kadar zor olurmu, bir insana...
Umudu kırılmış, omzu çökmüş, yüreği kırgın bir haldeyim.
Umut, binbir ayaklı.
Umut, güneşte saklı.
Bunu aynı duygunun içinden ama bu kez “gitmek” kadar “içten çekilmek” acısı üzerine kurdum:
Bir şey koptu, kopuyor sana içimden…
Ama gitmek yalnız ayaklarla olmuyor anladım,
İnsan bazen olduğu yerde kalıp da gidiyormuş.
İnsana imtihan olarak özlemek yeter!
Bir şehri,
Bir sesi,
Bir nefesi diyor ya şair...
Ben bu imtihanı her gün aynı kentte yaşarken, bu gece daha iyi hissediyorum.
Gecenin üçü, radyoda Musa Eroğlu ve mihriban türküsü...
..
“İğde kokusuna tutunmuş gidiyordum.
Hazirana yakın, Mayıs’ın bilmem kaçı...”*
Bazı gidişler vardır, bir bavula sığmaz.
Ne bir otobüs kaldırır yükünü, ne bir tren.
...
Iyi degilim biliyorum ve diyorum.
Sadece kafam cam kırıkları ile dolu degil,
Sırtıma koca bir hançerde saplı gibi bir acı hissediyorum.
Ve kimseden bir şey beklemiyorum.
Tutunma telâşımda yok artık...!
Bu gece sana, içimde biriken bütün sessizliklerin içinden yazıyorum.
Öyle gürültülü değilim bugün…
Hatta belki de hayatımın en sessiz yerindeyim. İnsan bazen konuşarak değil, susarak anlatır ya kendini…
İşte ben de o yerden sesleniyorum sana.
Bilir misin, bazı geceler vardır; insanın içinde bir yol açılır.
Ne haritası vardır o yolun ne de bir yönü…
Kendime yazıyorum, bu sabah.
Şu an Kırşehir’de, Şubat’ın üçüncü günü, sabahın sekiz buçuğunda, pencereden giren soğuk Kırşehir havasıyla birlikte içime dolarken…
kendime yazıyorum.
Ben üşüyorum, dışarıya bakıyorum, ama aslında içime bakıyorum.
Kar yağıyor mu dışarıda? Bilmiyorum.
Ama içimde yağan kar var, beyaz beyaz, sessiz sessiz.
Kağıt yırtık…
Kalem kırık…
Ve ben sana artık yazamıyorum.
Cümlelerim yarım,
sessizliğim bile yorgun artık.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!