...
ne masum ne de hırçın, bir rüzgarın sesi gibi zaman, içerideyken ninni içindeyken nemli, her anı hazır demli, çabuk gel yarim, acımadan içmeli...!
Ömrümün saatinin alarmı çalıyor...
Vakit belki tamam, belki az kaldı...!
Çabuk gel, an belki bu an, kıvam belki bu dem...!
Tek eksik olan sen...
.... Biriktirdiğim şeyleri düşünüp sesimin gölgesiyle konuştum:
"Ben artık iyileşmem," dedim,
"En kötüsü de bu, iyileşmeden yaşıyor olmak!"
Nasıl iyi olabilirim...!
Her şeyi elimden alırlar, her şeyi bir bir kaybederim, kaybediyorum korkusu varken.
Kıskanıyorum...!
...
Öyle çok sevdiğim varki;
Çocukların gözlerini sevdim.
İçinde huzuru, mutluluğu yaşattığı için...
Dinmeyecek sanılan fırtınaları sevdim...
Yaşamın her döneminde savaşmam gerektiğini öğrettiği için...
Ben de o sokaktan geçtim yıllar sonra bir gün.
Sessizce, kimseye görünmeden…
Adımlarım ürkekti, kalbim gergin.
Bir an durdum, ama bakmadım…
Çünkü bakarsam kalırım sandım.
Herşey aynı sokakta ama bir tek sen yoktun.
...
Gece uyuyamayan insanların gündüze sığmayan acıları vardır.
Bende uyumadım...!
Acım yok ama hasretim var derinden. ..
Gecenin bir vakti,
Ben boş duvarlara bağırıyorum sesimi duyan yok...
...
Gönül ağrısımı, sırt ağrısımı bilmiyorum.
Pes ediyorum ve dünyaya sırt dönüyorum.
"Bir yanım ümit diyor, bir yanım vazgeç diyor."
Aslında bir girdap içinde çırpınıyorum.
Çırpındıkça nefes nefese kalıyorum.
Göksu Parkındayım ...!
Şehrin koca uğultusundan kaçmak için tasarlanmış sanki parklar....
Özel yalıtım yapılmış gibi daha bir ayrı gelir çevrenin sesleri.
Belki de duymak istediklerini seçersiniz aradan.
Bir tutam kuş cıvıltısı, bir tutam çocuk sesleri, bir tutam hüzün dolu insanlar...
Yoksun ya..
Gecenin bu saatinde benimle inatlaşan tek sen mi kaldın ey ölümün diğer adı?
Bir sigara daha yaktım balkonun loş ışığında, önümde hiç de bana benzemeyen beyaz kağıda bakınır oldum bir iki saniye, yazacak boşluk aradım, oysa hayatım bir boşluğun üzerindeyken…
‘Garip’ dedi adam, kadın şaşkınlıkla bakıverdi yüzüne, konuşmadan garipliğin ne demek olduğunu sordu!
Adam konuşmadan cevap verdi:
Gecenin bu saatinde gözlerinin içini bile doğru düzgün görememişken nasıl olur da kalbimi bu kadar hızlandırabiliyorsun?
Gerçekten garip!
...
Rüyamda güllerin ağladığını gördüm.
Ben ağladım, güller ağladı...!
"Hadi ben Aşkın dilencisi oldum, düştüğüm halime ağlıyorum"
Ya siz güller, dedim...
"Senin haline" dediler, ya...!
Bir kuşun kanadını taşıyacak gücüm bile yok bugün..
Öyleyse hayat niye inatla, boş bulduğu tek yer benmişim gibi, gelip ruhuma kuruluyor....
Öyle bir haldeyimki, kendi çaresizliğime derman arıyorum.
"İçimde cam kırıklarına benzeyen bir gönül kırıklığı, kapatıyorum sayfalarını eskimiş bir kitabın, tozlu hüzünler, solgun bir gülümseyiş tadı" der, Ataol Behramoğlu
Özlemden olmalı...
Ve bu özlemi dindirecek olan tek sensin...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!