Artık bitti; içimde çırpınan o dev kuş öldü,
Yorgunluğum, sevdamdan daha büyük şimdi.
Bir kenti yıktım da sanki altında kaldım,
Sana giden yolların hepsi, uçurumda dindi.
Tozlu bir köşeye bıraktım gölgemi,
Sessizlikte yankılandı her bir düğüm.
Kendi ellerimle boğmuşum bendeki beni,
Mazeretim hep aynıydı: "Başkası üzülmesin..."
Kandilleri sönmüş bir sokağın ortasındayım,
İçimde dinmeyen, ince bir sızı.
Canım yanıyor, feryadım sessizliğe karışıyor,
Karanlık sarmış, göremiyorum gündüzü.
Biliyorum, zaman geçer ama izi kalır yaranın,
Külleri savrulur kalpte yanan o koca yangının.
Bir veda değil bu aslında, bitişidir bir yarının,
Eksik kalan cümlelerin, yarım kalmış bir rüyanın.
Zehirli bir sarmaşıktı ruhuma doladığın o arsız ellerin,
Gözyaşımı şerbet diye içen, o karanlık ve doymak bilmez nefsin.
Beni kendi uçurumunda, zorla tuttuğun o kuytu dehlizlerden,
Güneşi içerek çıkıyorum bugün; geçtim artık senin sahte devrinden.
Gözlerindeki o küçük kıvılcım, bir mum alevi gibi titrerken,
Benim içimde şehirler yanıyor, gökyüzü küle kesmiş.
Senin avucundaki o sızı, bir iğne ucu kadar dar,
Bense dipsiz bir uçurumun kıyısında, yankısız kalmışım.
Omuzlarında dünyanın kadim yorgunluğu,
Gözlerinde feri çekilmiş bir akşamüstü sessizliği.
Parmak uçlarında kırık dökük hayallerin tozu,
Sanki her adımı, bitmek bilmez bir yokuşun izi.
Dünyanın tüm dertleri birikmişti alnındaki çizgilerde,
Bakışları sönmüş bir kandil, sesi boğulmuş bir çığlıktı.
O adam, kendi karanlığının kuyusunda çaresizce beklerken,
Geldin sen; ellerinde güneş, dilinde merhametle.
Parmak uçlarımda sönmüş bir sigara,
Son dumanı ciğerimden değil, ruhumdan salıyorum.
Seni uğurlarken o griliğin içinde,
Aslında kendi esaretimden iyileşiyorum.
Kanatlarımda zamanın küle dönmüş hâtırası,
Her tüyümde bir hasret, her zerremde bin sızı.
Güneşe aşık değilim, ben yaranın aynası,
Küllerimden gül toplarım, gizleyerek alazı.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!