Onca yılın yorgunluğunu silmiş yüzündeki sükûnet,
Bakışlarında demlenmiş bir ömrün sabrı var.
Ben henüz baharın telaşındayken sessizce,
Senin sesinde başlar en dingin rüzgârlar.
Önce canım yandı, sustum ve bekledim,
Gözyaşımı her gece sabırla eledim.
Sandılar ki kırılınca ben de onlar gibi olurum,
Oysa ben her darbede, merhameti kendime yol edindim.
İçimde bir sen var, senden çok daha güzel,
Kusursuz bir suret, gölgenle yetinmez.
Seni sevdiğim o yalan, aslında kendime bir ödül,
Çünkü gerçek sen, bu sevginin tek bir zerresini bile hak etmez.
Gönlümün başkenti, ey dadaş bakışlı yâr,
Sende buldum huzuru, sende dindi rüzgâr.
Palandöken’in başındaki o dumanlı baş gibi,
Vakarın içimde saklı, sarsılmaz bir taş gibi.
Hangi rüzgar savurdu bu umut kırıntılarını?
Hangi el dokundu da kararttı yarınlarını?
Göğsünde büyüttüğün o devasa yangın,
Şimdi duman duman tüter, her yanın dargın.
Gözlerimi yumduğum her kuytuda sen varsın,
Bir radyo cızırtısında, en eski tınılarda.
Hangi şarkıya sığınsam nakaratı sen kokarsın,
Varlığın bir mühür gibi basılı bütün anlarda.
Eskidi cümlelerim, bakışlarımda bir toz bulutu,
Bir kadının en ağır yüküymüş, sevdanın unutuluşu.
Omuzlarımda dünyanın değil, bir gidişin izi var,
İçimde yarım kalmış şarkıların bitmeyen yokuşu.
Bir zamanlar el ele yürüdüğümüz o dik yamaçta,
Şimdi ikimiz de ayrı uçurumların kıyısındayız.
Kelimelerimiz, eskiden bir dua gibi dudaklarımızda,
Şimdi zehirli birer ok olup fırlatılıyor karanlığa.
Gözlerim kapıda, kulacım seste,
İçimde dinmeyen derin bir beste.
Söylediğin o ağır, o kırıcı sözler,
Hâlâ kulaklarımda yankılanıp durmakta.
Onurumu çiğnedin, gururumu yıktın,
Bazen bir liman olursun, bazen uçsuz buçuk bir derya,
Bir gün güneşin yakar, bir gün ayazın kalır ardında.
Dengen yok ki senin, pusulan şaşmış bir gemi misin?
Kıyına vuran dalga benim, her seferinde paramparça.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!