Gidişinle devrildi içimdeki o koca çınar,
Her dalında bir anı, her yaprağında sitem var.
Terkedilmek değil de asıl canımı yakan;
Göz göre göre yalanlara sığındığın o duvar.
Gözlerinin derinliğinde bir ömür sakladığım,
Yokluğun, tenimde soğuk bir kış ayazı.
Seni beklemek, kurumuş bir dalın bahara olan inancı,
Eksik kalmış bir cümlenin en hüzünlü noktasıyım şimdi
Rüzgârın yönünü değiştirecek gücüm kalmadı,
Yelkenleri indirdim, deniz zaten durgun.
Artık ne bir liman arayışım var,
Ne de fırtınalara duyduğum o eski vurgun.
Bir yangın artığıyım, göğsümde közden bir harf,
Kanatlarımda geçmişin, kavruk ve sessiz izi.
Uçurum kenarında, rüzgârla kurduğum bir zarf,
Küllerimden gül toplarım, unutmuşum kendimi.
Sen, ufukta parlayan o mağrur Güneş,
Bense peşinden koşan, soğuk ve mahzun Ay.
Aynı gökyüzünde iki yabancı, iki eş,
Aramıza gerilmiş, aşılmaz binlerce yay.
Kordon’da güneş devrilir, denizin ufkuna,
Bir şehir boyanır boydan boya, senin yokluğuna.
Saat Kulesi durmuş sanki, zaman geçmek bilmez,
İçimde bir haykırış var ki, sağır gökler bile işitmez.
Saat Kulesi’nde durmuş zaman,
Yüzümde imbatın serin telaşı.
Sanki bütün martılar adını fısıldıyor,
Kordon boyu, gözlerimin tek uğraşı.
Bir tohumun çatlayışındaki o sessiz sancı,
Bir anne gülüşünde saklı, dünyanın tüm ilacı.
Gözlerinde hem fırtına dindirir hem güneş açtırırsın,
Sen ki, çorak kalplere bile bahar saçırsın.
Avucunda simsiyah bir dert yığını,
Sana aldığım Oltu tesbihi,
Çektikçe her bir imameye vuran ahımı,
Zaman, merhametsiz bir rüzgâr gibi çaldı.
Kırıldı dallarım, rüzgara sitem etmedim,
Yıkıldım da bir el uzansın diye beklemedim.
Avuçlarımda biriken kanı şifa bildim,
Kendi yaramı, kendi ellerimle diktim.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!