Bir ağızdan çıkan balyozdur bazen bir söz,
Kemiği kırmaz da, ruhu un ufak eder.
Hani nerede o dillerdeki sözde köz?
Her nefes artık bir öncekinden beter.
Dilimde biriken binlerce kelime var,
Sana doğru koşmak isteyen, dizginleri kopuk...
Ama duruyorum.
Çünkü senin sükunetin, benim kıyametimden kıymetli.
Düzenin bozulmasın, uykuların bölünmesin diye,
Kendi sesimi kendi kalbimde boğuyorum.
Yazmamak için parmaklarımı kanatırcasına sıktığım o kalem,
Aslında her gece ciğerime saplanıyor, haberin yok.
"Unuttu" de, "Vazgeçti" de, hatta "Hiç sevmedi" de...
Yeter ki senin o kurulu düzenin, o sahte huzurun bozulmasın.
Herkesin heybesi dolu, sırtında kendi yükü,
Ama kimse dönüp de bakmadı aynadaki yüzüne.
Kendi kusurlarını örttü gecenin karanlığı,
Benim bir hatamı ise sermaye ettiler gündüzüne.
Diz çöktüm her gece, adını bir zikir gibi ekledim,
Seni benden değil, seni senden bile çok bekledim.
Avuçlarımda adınla kaç sabahı karşıladım da,
Ben seni O’ndan dilerken, mahcubiyeti kucağımda buldum.
Her fırtınada kapını çaldığım,
Dünya yorduğunda dizine daldığımsın.
Dışarıda bin ah etsem, bir sana susarım,
Çünkü sen, kalbimi emanet aldığımsın.
Kelimeler boğazımda düğümlenmiş birer kördüğüm,
Kimseye anlatamıyorum, dilim lal, içim yangın yeri.
Gülüşlerimin arkasına sakladığım o kırık dökük hüzün,
Beni her gece biraz daha çekiyor kendi karanlığına geri.
Duvarda asılı kaldı gülüşün, sanki zaman sustu,
İçimde bir nehir taştı, adını gözyaşı koydum.
Gidişinle bu evde sadece sessizlik puslu,
Ben her gece yokluğunu nefes diye soludum.
Gökyüzü bu gece şahitliğe soyundu,
Ay, en derin yarasından vurdu kendini.
Bak, bakır bir kızıllık indi şehre,
Gök kan ağlarken, ben de döktüm içimi.
Gölgelerin boyu uzuyor eski bir sokak lambasında,
Kimseler duymasın diye fısıltıyla kurulmuş bu masa.
Dünya uyurken, biz uyanığız son bir hesaplaşmaya,
Bütün hatalar dökülüyor avuçlarımıza, cam kırıkları gibi...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!