Rüzgârın yönünü değiştirecek gücüm kalmadı,
Yelkenleri indirdim, deniz zaten durgun.
Artık ne bir liman arayışım var,
Ne de fırtınalara duyduğum o eski vurgun.
Zamanın nabzı durur, saatler dilsizleşir,
Sokaklar çekilirken evlerin kuytusuna.
Bir ben kalırım, bir de gölgem eğri büğrü,
Yalnızlık çöker omuzlarıma, bin yıllık bir yasa.
Bir yangın artığıyım, göğsümde közden bir harf,
Kanatlarımda geçmişin, kavruk ve sessiz izi.
Uçurum kenarında, rüzgârla kurduğum bir zarf,
Küllerimden gül toplarım, unutmuşum kendimi.
Sen, ufukta parlayan o mağrur Güneş,
Bense peşinden koşan, soğuk ve mahzun Ay.
Aynı gökyüzünde iki yabancı, iki eş,
Aramıza gerilmiş, aşılmaz binlerce yay.
Gündüzleri bir güneşin sıcaklığına sığınırım,
Sesin dokunur tenime, kelimelerin umut verir.
Bizim dünyamızda zaman durur, keder unutulur,
Ama güneş batıp da o kapının önü görününce,
Dünyam tersine döner, kalbim düğümlenir.
Gönlümün çıkmaz sokağı, en kuytu köşesi,
Herkes geçer de, sen kalırsın orada.
Bin dert olsan sırtımda, bir dünya yükü;
İnan, değişmem seni sahte bir huzura.
Kordon’da güneş devrilir, denizin ufkuna,
Bir şehir boyanır boydan boya, senin yokluğuna.
Saat Kulesi durmuş sanki, zaman geçmek bilmez,
İçimde bir haykırış var ki, sağır gökler bile işitmez.
Saat Kulesi’nde durmuş zaman,
Yüzümde imbatın serin telaşı.
Sanki bütün martılar adını fısıldıyor,
Kordon boyu, gözlerimin tek uğraşı.
Bir tohumun çatlayışındaki o sessiz sancı,
Bir anne gülüşünde saklı, dünyanın tüm ilacı.
Gözlerinde hem fırtına dindirir hem güneş açtırırsın,
Sen ki, çorak kalplere bile bahar saçırsın.
Avucunda simsiyah bir dert yığını,
Sana aldığım Oltu tesbihi,
Çektikçe her bir imameye vuran ahımı,
Zaman, merhametsiz bir rüzgâr gibi çaldı.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!