Sert bir yankı koptu boşlukta, soğuk ve kesin,
Bir anahtar döndü içimde, kırıldı hevesin.
Yüzüme kapanan o kapı, son bakışındı senin,
Sırtını döndüğün yer, benim mezarım artık.
Zaman, paslı bir bıçak gibi deşerken geceyi,
Kalp yarası sızlar, unutur heceyi.
Eski bir hatıra kapılar eşiği,
Gözyaşıdır artık ömrün tek beşiği.
Her adımında beni hatırla, her durduğunda beni ara,
Gözlerini kapattığın an, sızım düşsün o derin yara.
Ben burada sensizliğin yükünü omuzlarken tek başıma,
Senin de dünyan daralsın, hasretim vursun kıyına.
Öyle bir bakışın vardı ki hani,
Gözlerinde koca bir dünya kurulur sanmıştım.
Meğer ben okyanusa bakıp,
Senin cam kırıklarında boğulmuşum.
Zamanı geri sarmak değil niyetim,
Sadece gördüğüm seraba inanmışlığımın mahcubiyetiyim.
Ben fırtınayla büyüdüm, bilirsin,
Yıkılan her duvarı yeniden örerdim.
Eksik parçaları kalbimden söker,
Yine de o enkazı sarar, düzelterek severdim.
Gülüşüne binlerce duam var
Gönlümün can damarı hayatımın manası
Yastığının sol yarısına koy beni
Kahverengi gözlerini sür tenime
Avuçlarından öpmeye doyamadığım
Gözüm,kulağım,sesim,nefesim oldun
Dokunmadığın tenim üşüyor bu gece,
Yokluğun, göğüs kafesimde çırpınan yaralı bir kuş.
Seni özlemek;
Uçsuz buçaksız bir denizde, pusulası kırılmış bir sandalın
Ufukta tek bir yıldız arama telaşı gibi...
Başım dik, alnım ak; Erzurum gibiyim,
Dışım kış kıyamet, içimde bin bahar.
Bir Dadaş kızıyım, sevdim mi tam severim,
Öyle her rüzgâra eğilmez bu vakur başlar
Gönül heybemde bir sızı, dilsiz bir feryat,
Bir sevda bıraktın ardında, darmadağın bir hayat.
Gözlerimde asılı kaldı binlerce söylenmemiş hece,
Ben seni kaybettim, kendimi ise her gece.
Dilimde biriken binlerce kelime var,
Sana doğru koşmak isteyen, dizginleri kopuk...
Ama duruyorum.
Çünkü senin sükunetin, benim kıyametimden kıymetli.
Düzenin bozulmasın, uykuların bölünmesin diye,
Kendi sesimi kendi kalbimde boğuyorum.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!