Penceremde dinmek bilmez bir yağmur,
Sanki bulutlar ayrılığın yükünü taşıyor.
Toprak kokusu odaya dolarken ince ince,
İçimde bir özlem, sığmıyor hiçbir yere, taşıyor.
Sevmek helaldir, bir çeşmeden su içer gibi,
Karşılıksız, sessiz ve derinden...
Kendi içindeki yangına razı olmaktır bu,
Kimseye yük olmadan, geçip gitmek yerinden.
Bir avuç kum gibi dağıttın beni,
Hangi köşeye tutunsam, elinde kaldım.
Oysa ben seni göğsümde bir gökyüzü sanmıştım,
Sen ise beni sadece fırtınalarda hatırladın.
Gidişinle devrildi içimdeki o koca çınar,
Her dalında bir anı, her yaprağında sitem var.
Terkedilmek değil de asıl canımı yakan;
Göz göre göre yalanlara sığındığın o duvar.
Bir enkaza bakıyorsun, gördüğün sadece taş ve toz,
Oysa ben buraya kalbimi sermiştim, diz boyu umutla.
Şimdi avuçlarımda cam kırıkları, dilimde paslı bir kilit,
Yanlış bir limana sığınmanın bedelini ödüyorum,
Kendi fırtınamda boğularak değil
Senin durgunluğunda kuruyarak.
Gözlerinin derinliğinde bir ömür sakladığım,
Yokluğun, tenimde soğuk bir kış ayazı.
Seni beklemek, kurumuş bir dalın bahara olan inancı,
Eksik kalmış bir cümlenin en hüzünlü noktasıyım şimdi
Rüzgârın yönünü değiştirecek gücüm kalmadı,
Yelkenleri indirdim, deniz zaten durgun.
Artık ne bir liman arayışım var,
Ne de fırtınalara duyduğum o eski vurgun.
Zamanın nabzı durur, saatler dilsizleşir,
Sokaklar çekilirken evlerin kuytusuna.
Bir ben kalırım, bir de gölgem eğri büğrü,
Yalnızlık çöker omuzlarıma, bin yıllık bir yasa.
Bir yangın artığıyım, göğsümde közden bir harf,
Kanatlarımda geçmişin, kavruk ve sessiz izi.
Uçurum kenarında, rüzgârla kurduğum bir zarf,
Küllerimden gül toplarım, unutmuşum kendimi.
Sen, ufukta parlayan o mağrur Güneş,
Bense peşinden koşan, soğuk ve mahzun Ay.
Aynı gökyüzünde iki yabancı, iki eş,
Aramıza gerilmiş, aşılmaz binlerce yay.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!