Yazmamak için parmaklarımı kanatırcasına sıktığım o kalem,
Aslında her gece ciğerime saplanıyor, haberin yok.
"Unuttu" de, "Vazgeçti" de, hatta "Hiç sevmedi" de...
Yeter ki senin o kurulu düzenin, o sahte huzurun bozulmasın.
Diz çöktüm her gece, adını bir zikir gibi ekledim,
Seni benden değil, seni senden bile çok bekledim.
Avuçlarımda adınla kaç sabahı karşıladım da,
Ben seni O’ndan dilerken, mahcubiyeti kucağımda buldum.
Her fırtınada kapını çaldığım,
Dünya yorduğunda dizine daldığımsın.
Dışarıda bin ah etsem, bir sana susarım,
Çünkü sen, kalbimi emanet aldığımsın.
Duvarda asılı kaldı gülüşün, sanki zaman sustu,
İçimde bir nehir taştı, adını gözyaşı koydum.
Gidişinle bu evde sadece sessizlik puslu,
Ben her gece yokluğunu nefes diye soludum.
Gökyüzü bu gece şahitliğe soyundu,
Ay, en derin yarasından vurdu kendini.
Bak, bakır bir kızıllık indi şehre,
Gök kan ağlarken, ben de döktüm içimi.
Gölgelerin boyu uzuyor eski bir sokak lambasında,
Kimseler duymasın diye fısıltıyla kurulmuş bu masa.
Dünya uyurken, biz uyanığız son bir hesaplaşmaya,
Bütün hatalar dökülüyor avuçlarımıza, cam kırıkları gibi...
Bir eşikteyim şimdi, sesimin bittiği o ince çizgide,
Omuzlarımda dünyanın değil, kırgınlığımın yükü.
Yorgunum; yollardan değil, yürümekten yorulmadım hiç,
Sadece menzilin yokluğuna çarpa çarpa tükendim.
Ellerimle büyüttüğüm o bahçe kurudu artık,
Tek bir yaprak yeşertmeye mecalim kalmadı.
Ben koştukça yollar uzadı, ufuklar karardı,
Sevgisizliğin o soğuk duvarına çarpmaktan yoruldum.
Dışarıda gece, ıslak asfaltın üzerinde ışıldayan bir ayna,
Gökyüzü, ağır ağır boşaltıyor içindeki o kadim yasını.
Sokak lambaları, yağmurun altında buğulu birer fener,
Ve rüzgar fısıldıyor tenine, hasretin o son şarkısını.
Sana topladığım çiçekleri ellerimle kuruttum,
Görmedin.
Sesimdeki titremeyi rüzgar bildin,
Emeğimi bir fincan kahvenin buharı gibi soluyup geçtin.
Oysa ben her sabah, senin yollarını
Kendi kalbimle süpürmüştüm.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!