Gözlerinin kıyısına varmaya üç dakikam kalmış
Anlayamamışım bu idrak ötesi yanılsamayı
Bir meddah edasıyla Tanrı’ya sunarken hezeyanlarımı
Lete’nin kıyısında uyanıyorum, solmuş bir apori gibi bekliyorum
Duyuyorum uzaklarda bir çocukla anne kahkahası
Bomboş bir adamım artık, fırtınalar kopmuyor içimde
Yitirilmiş sevgilerde aramıyorum kendi hayatım için
İsmini hatırlayamıyorum kulağıma konuşan o piçin
Bomboş bir adamım artık, bomboşum niçin
Kökünden kurutuyorum umutları bir bir
Her sabah kapımda sensizliğin habercisi.
Ellerimle gömdüğüm umutların bu son sesi.
Fotoğraflarda gördüğüm yüz, neyin nesi?
Ne kadar yabancı, sen olmayınca hepsi.
Gönül seni hapsetmiş düşüme.
Ruhun da bir yerim olsun istedim
Mehtabın da aydınlanmak
Saçların olmak mesela
Her rüzgar da kokunla dalgalanmak
Ah sensiz çok gün geçirdim
Ellerimin soğukluğunun sebebi,
yokluğunmuş; bunu çok sonra anladım.
Tel tel üşüyen hatıraların da,
Ağardı saçlarım soğuk zindanlarda.
Mehtap sana imrenir, ardından gelir gece,
Asırlık bir şiirsin sanki dilimde
Anlayamadığım bir lisan gibi
Geceleri esersin rüzgârla tenimde
İçimde yaşayan bir insan gibi
Sözcüklerim kendine yer bulamaz
Bekle beni güneşin son bakışında
Rüzgarla dans eden yaprakların ardında
Zaman dursun biz yavaşça akarken
Kalbim adınla bir umut yeşerirken
Gökyüzünde yıldızlar söyler adını
Tanımlayamadığım, bana tanıtılan yüzler
Bir aile sofrasında parçalanmış düşler
Tutanacak bir dal var mı? Bak bakalım etrafına
O dağların arasından taşar artık kanlı bir sıla
Çıktım evden, neden çıktığımı unutup döndüm
Kusura bakma, karşılaştık ansızın
İsmimi hatırlar mısın soran olursa
Nasıl çıkar ağzından ismim
Sanrılar alıkoyar fikrim, canevim
Oldum olası böyle kaypak havaları severim
Görmediğim bir yüzün izini sürüyorum
Kaldırım taşlarında adımların yankılanıyor
Martılar mı daha yakın sana
Yoksa rüzgar mı getirdi sesini bana?
Ben ki gönlünün hayal nöbetçisi




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!