Gözlerime kazınmış eski bir silüetsin
Hangi zamandan kopup da düştün aklıma
Geceleri atıldığım o soğuk hücremsin
Yalnızlığın bekçileri kol geziyor kapımda
Sesin yankılanıyor, dört duvar içinde
Nasılsa gülen vardır o füshunlu yüzüne
Senin yüzün kâinatın en nâdide çiçeği
Vurulur delikanlı gönlüm ansızın kara kaşına
Çıkar sevdiğini arayan yiğit, bir dağ başına
Yitirmiş sevgilerle doldurur kadehini
Adın, yarısı kapalı bir kapı gibi
Hem 'Naz' ile saklı, hem 'Can' kadar içerde
Seni tanımamak, bir denizin derinliğini
Kıyıdan izlemeye benziyor sadece
Bir sabi gibi günahsız ve güzelsin
Kalbimi yerinden dağladı güzelliğin
Bilmem ki bu gönül neye tutuştu
Karşılığı olsaydı dilhun olur muydum hiç
Sensizlikle örülü bir hüzün yüreğimi sardı
Gözlerin yok artık tenha bir gece karanlığı
Düşünmüyorum artık İstanbul ve seni
Gözlerimde yorgun bir çöküntü bir de sen
Yollara atıyorum gönülde'ki kederimi
Martılardan almıyorum artık haberini
Düşünmüyorum artık İstanbul ve seni
''En kötüsü de,
yaşamadan ölmekmiş seni.''
Gidiyorum ölüme doludizgin
Gönlümde ki boşluğu doldurmadan
Sonumun böyle olacağını bilerek
Uğultulu kentlerden uğurlandık bir akşam
Haciz yemiş bir ev gibi toparlandık yavaştan
Dert anlatılır mı ki; paslı bıçak izleri
Felaketten uzakta duymuyorum sesleri
Sıcaklardan göçtük, bir tebessüm uğruna
Ey sen ki bana ölümler tattıran
Saçının tek teliyle gönüller yaktıran
Sesinle ukba ya sonsuz kapılar açtıran
Virane kalbimi umutlandıran
Gözlerinde yanan ateşle kavrulurum
Bak yalnızca sen diyor bu kelimeler
Varlığını bilip, yokluğunla yatmak deli eder
İçim sensiz nâr gibi çile ve keder
füsunkâr yüzünü anlatmaya defter mi yeter
Gam çekmeden ulaşılır mı ey yar sana
Geceleri çekilmez'ki yokluğun
Odamın duvarlarına varlığını sorduğum
Geceleyin gölgelerde düşersin gönül ufkuma
Sokulurum usulca gecenin ve senin koynuna
Orası bana Cennet, Orası bana elzem




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!