Mavi bir gülüş,
kırılmış aynaları sırlayan,
temelsiz enkazlardan
“Ben buradayım!” diye bağıran
mavi bir gülüş...
Bitti bak sonbahar, kışa girdi mevsim
Dökülen son yaprak, nasıl da çürütmüş ağacını.
Yağmurların kokusunu unutmuş değilim
Lakin bir bulutsuzluk kuruttu içimdeki pınarı.
Dikensiz güller mona.
Rengârenk, çatılara saran
dikensiz güller...
İçinde sadece güllerin olduğu dünyada
yaşamayı kim istemezdi ki?
Güller Mona, güller senden yana.
Güllerin rengi beyaz,
gecenin rengi benden yana.
Güllerin rengi kızıl,
ateşinin koru benden yana.
Ruh benim ruhum,
irade benim.
Sen?
Hangi devirin Nemrutusun da
Şimdi terk et beni
Sonraya kalmasın sakın!
Sonra rehavete kapılır,
beklerim gelişlerini.
Hazır, yalnızlık
Bir geliş var şimdi...
Adı hüzne yakıştırılan,
solacak yaprakların sarı müjdecisi diye.
Gelişin içimde sancılı bir muson başlangıcı.
Göğün dikiş yerlerinden sızıyor kara bir ışık,
Ne gerek vardı
milyon kere milyon şiirler varken,
yenisini yazmaya?
Ne gerek vardı
Sağır zamanların üzengisinde kırılan bir ses...
Birkaç satır, kırılmış bir hatır gibi,
Sağır kulakların örslerinde dövülür.
Boşlukta çırpınan bir gölge
Küsmedim hiç kimseye.
Vazgeçmedim de hiçbir şeyden.
Ama içimden taşmıyor o eski coşku:
Elim cebimde, dilimdeki nakaratla,
sokaklara karışmak.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!