Küsmedim hiç kimseye.
Vazgeçmedim de hiçbir şeyden.
Ama içimden taşmıyor o eski coşku:
Elim cebimde, dilimdeki nakaratla,
sokaklara karışmak.
Elinde kalemiyle, dokunduğu her çizgi
çiçek açan bir ressam gibisin bende.
Dün göğümde bir buluta değdin,
mevsimi değildi oysa;
çöllerime yağmur yağıp, sahrada bir gül açtırdı.
Bir rüzgâr eser,
ve iki ruh, aynı sessizlikte titreşir.
Adı konmamış bir bağ kurulur düşsel.
Ne gözün gördüğüyle başlar bu bağ,
ne de bedenin yankısıyla.
Bir başka şehre gidesim var,
bu şehir ilham vermiyor artık bana.
Ne sokaklarında, ne dağlarında,
nede denizlerinde yoksun.
Kuşları ürkmüş bu şehir, artık iyi gelmiyor bana.
Sabaha beş var, sevgili.
Sabret...
Güneşin doğacak birazdan.
Beynini kemiren ifrit ruhtan kurtulacaksın.
Bir mevsimlik değildir,
hiç bir yaprak dökümü.
İlk baharında doğup, yaza ermeden...
Sonbaharında sararıp,
kışa varmadan dökülmez.
Peşinde koşarak yorulduğunda,
oturup ağlayarak beklediğinde kaderinmiş.
Koşmak da, oturmak da senin seçimin,
lakin varacağın yer kaderindir.
Ben miyim kırılan,
yoksa sesim mi?
Beni susturan kim,
yoksa ben miyim kendim?
Seni tanıyorum...
Sen O çirkinsin,
meyve ağaçlarını taşlayan arsız,
salatasında küfür doğranan
höd höd çobanısın.
Seni tanıyorum...
Sen o rüşvetçisin,
her imzada adaleti boğan,
vicdanı makbuzla mühürleyen
bir sessizlik tüccarısın.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!