Sessizlik haddini aşar bazen,
fazla susar konuşması gereken zamanlarda.
Bazen de susması gerekirken konuşur,
konuşulmaması gerekenleri.
Hani bundan sonra diye başlayan cümleler,
birikir hani, bir kambur gibi içine insanın.
Her seferinde aynı yerde yaşanan kaza gibi,
bir türlü son bulmayan son kezler.
Yüreğimi neden kışa çeviriyor sözlerin?
Hangi günahın bedeli, bu kesilen ceza?
Neyin revasıdır, hasret bırakıldığım zamanlar?
Duvarlardan sarkan begonvillerin altında
Neden hesabını veriyorum yokluğunun?
Bazen hayat; düşünerek anlamadığını
yaşatarak öğretir insana.
Acının tadını damağından çiğerine
çekerek içtirir, dumansız, filtresiz.
Kime dönse boşluk,
kime seslense taş.
Adını bilmediği, işlemediği
bir suçun faili gibi yaşar.
Hesap soramayanlar.
Hoşçakal Eylül...
Sarı şiirler bırakarak gidiyorsun.
Biraz kurak, biraz ıssız.
Kaybettiğimizde, aradığımızda aynı şey...
İçimde bir saat var,
Ne ileri gidiyor, ne geri dönüyor.
Zamanı ölçmüyor,
tek yaptığı geçmişi özlemek.
Sessizliğin yeni mimarisiyle,
şimdi içimde yeni bir Şehir kuruluyor.
Kirişleri sabırdan, duvarları ümitlerden...
Her tuğlada yankılanıyor yeni bir başlangıç,
harcını bağlayan yeni bir tutkuyla.
Sessiz saatlerde düşledim seni,
zihnimin derininde saklı bir sır gibi.
Kutsal zamanlarda diledi yüreğim gelişlerini.
Sevincin içimde baharlara müjdeydi.
kederin göğsümde zemheri.
Herkesin sesi vardı,
Benimse yankım
Duvarlara çarpıp geri dönen bir iç hesaplaşma.
Göğsümde bir arşiv:




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!