Bir sabah güneşinde parlayan su damlası,
bir çocuğun gülüşünde saklı cennet.
Masumiyetin bir yüzde resmedilişi,
göz pigmentlerinde bahtı kara yazılı,
annesinin kınalı kuzusu Ahmet.
Bırak elindeki taşı!
bak gökyüzüne...
Özgürce uçan kuşlar kalmadı eskisi gibi.
Kalanlarında ne uçmaya hevesi nede takati.
İçinde gömmediğin her ölüm,
Bir sancı gibi kalır insanda.
Ne tuhaf değil mi?
Bir defin bazen huzur gibi gelir.
Akşam olur bir ateş düşer içime
ben yanarım, sen yanarsın, gece yanar.
Küller savrulur rüzgârın defterlerinden,
her yaprakta eski bir masal yanar.
İçelim seninle bir gün,
kafamız güzel olsun.
Abudik gubudik şarkılar söyleyelim,
kahkahalar atıp yerlere serilelim.
Avucumda ufalanan yapraklar var.
Belliki bir Eylül geçmiş üstünden.
Bakır kızılı renginde içine kıvrılmış,
damarları paslı bir yaprak...
Vedalaşmış yeşilinden.
Sessizlik haddini aşar bazen,
fazla susar konuşması gereken zamanlarda.
Bazen de susması gerekirken konuşur,
konuşulmaması gerekenleri.
Hani bundan sonra diye başlayan cümleler,
birikir hani, bir kambur gibi içine insanın.
Her seferinde aynı yerde yaşanan kaza gibi,
bir türlü son bulmayan son kezler.
Yüreğimi neden kışa çeviriyor sözlerin?
Hangi günahın bedeli, bu kesilen ceza?
Neyin revasıdır, hasret bırakıldığım zamanlar?
Duvarlardan sarkan begonvillerin altında
Neden hesabını veriyorum yokluğunun?
Bazen hayat; düşünerek anlamadığını
yaşatarak öğretir insana.
Acının tadını damağından çiğerine
çekerek içtirir, dumansız, filtresiz.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!