Geçersin diye beklerdim sokaklarımdan,
bilmeden köşebaşlarının çıkmazda kaldığını.
Kalbinden öpecek diye şiirler yazarken.
Posta kutusuna sıkışan umutlar,
Şimdi bir özledim ki seni özlemeyi
tütsülü bir koku gibi
lavanta yapraklarına sarmalanmış.
Zamansız bir eşiğe yaslanarak
Bir sandal geçiyor zihnimdeki nehirden,
bir kıyısında gece, bir kıyısında gündüz.
Bir yanı kutup, bir yanı Afrika.
Bir kuş kanadında uçan vakitle akıyor.
Yıldızların parıltısı,
içinde susturdukları kıyametlerin ışığıdır.
Yıldızlar konuşsaydı her gün her şeyi,
güneş gibi yakıcı, güneş gibi devasa olurlardı.
Bu şehri güzel kılan sensin...
Şehrin azizliği sana mecbur.
Sokaklarına bağımlıysam eğer,
müptelalığım sadece sanadır; sana yar.
Geç kalmışız biz,
bize yazılan senaryoya.
Başkaları oynuyor şimdi rollerimizi.
Başkaları bakıyor gözlerine birbirinin,
el ele tutuşup yağmurda gülüşüyor başkaları.
Gidenlerin dönmeyeceği
saatleri kovalama zamanlarında,
pencerelerden bakmaya kaldığında iş,
camlarda izler birikir derin derin.
Bir şey gelmez elden...
Gözlerde donuk bir göl,
atılan hiçbir taş dalgalandırmaz artık.
Yansımalar bulanık;
kendi yüzünü bile tanımaz olur insan.
Kıyısında kurumuş bir ağacın,
İnsan;
bir gün anlıyor dün anlamadığını,
anlaşılmayı istiyor anlamadan, anlatamadan.
Sabah mutlu doğuyor, akşamında yas tutuyor.
Seviyor anlamsızca sevimsizlikleri.
Düşlerin içinde matem havasına denk gelmişiz.
Çığırdığımız türküler, yas tutulan uzun havalar gibi.
Koşarak gittiğimiz deryalardan kıyılara vuruluyoruz
Ay diye baktığımız gözlerin cezirlerinde.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!