Basamaklar…
gölgelerin kıvrıldığı bir sarmal,
her adımda başka bir mevsim, başka bir yankı.
Zamanın bileğini kavrayan bir bilezik,
parmak uçlarında dönen sessiz bir gezegen.
Bak burası işte...
Seni gökyüzüme yükseltiğim orman.
Rengârenk Eylül yaprakları arasında,
kirpiklerin kadar narin dalların
yağmurlarımı bestelediği yer.
Ey unutmak!
Bana da uğrasan...
Hatırlamasam tadını uykusuzluğun
ve tüm sızısını acıların .
Kuyular mı kördü, yoksa kuyulara atanlar mı?
Zindanlar mı karanlıktı,
yoksa düşünceleri düşünmeyenler mi?
Kelli felli sızılar mı acıydı, ya da
acıtanlar mı kelli felliydi?
Mevsim, incir yapraklarının gazala döndüğü vakittir.
Dağ evinin önünde, mavi tahta sandalyeler,
Yanında masa, üstünde topraktan bir testi.
Palamut ağacına bağlanmış bir küpte serinlik,
bir sepette unutulmuş kurumuş zaman.
Yine çekildi kınından gece.
En savunmasız anımdan vuruyor beni.
Hep seni düşündüğüm zamanlara denk getiriyor:
Çarpışmaların en çetinini.
Bir gün susmayı seçtiğinde,
banada haber ver.
Issızlığına gelip susalım derince.
Ben çay yapayım
DELİCE VE EĞLENCELİ BİR ŞİİR
✨GENETİK ÖZLEM✨
Bir eksiklikle doğmuşum,
adı kodlanmamış bir arayışla.
Bir sabah, gökyüzü puslu ve suskundu...
Yalan gülümsedi ve:
“Bugün hava güzel.” dedi.
Gerçek, başını kaldırdı,
bulutlar bile inanmıştı bu yalana.
Bilmiyorum ne oldu,
neden çöktü bu şehre hüzün?
Yağmur yerine neden keder yağdı sokaklarıma?
Selam saldığım turnalar, neden vuruldu ufuklarda?




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!