Durulmak için önce karışmak gerekir
Ama kaybolmadan, köpürmeden
Bir kaba, bir kaşığa takılırsan
Dönersin hep aynı girdapta.
İçimde bir sonbahar sesi var.
Yapraklarım rüzgârına aman diliyor.
Gövdemin gıcırtısı uyutmazken beni
Sen çığlığımı duymuyorsun.
Yok hayır,
vakti gelmedi henüz,
gidemezsin!
Daha yazılmamış şiirlerimiz var.
Yedi düvelin gölgesi düşmüştü üstümüze,
Göğsümüzde inançla yürüdük üstlerine.
Ne silah vardı, ne siper, yemek ne de.
Mavi gözler ardında vazgeçmeyen bir milletle.
Kırık cümleler dolmuş mevsimlerine:
yazda kırılmışsın, kışta kırılmışsın,
baharda kırılmışsın çiçek açarken.
En çok, en çok ta...
Eylüle kalmış, kırıkların içine içine batan.
Basamaklar…
gölgelerin kıvrıldığı bir sarmal,
her adımda başka bir mevsim, başka bir yankı.
Zamanın bileğini kavrayan bir bilezik,
parmak uçlarında dönen sessiz bir gezegen.
Bak burası işte...
Seni gökyüzüme yükseltiğim orman.
Rengârenk Eylül yaprakları arasında,
kirpiklerin kadar narin dalların
yağmurlarımı bestelediği yer.
Ey unutmak!
Bana da uğrasan...
Hatırlamasam tadını uykusuzluğun
ve tüm sızısını acıların .
Kuyular mı kördü, yoksa kuyulara atanlar mı?
Zindanlar mı karanlıktı,
yoksa düşünceleri düşünmeyenler mi?
Kelli felli sızılar mı acıydı, ya da
acıtanlar mı kelli felliydi?
Mevsim, incir yapraklarının gazala döndüğü vakittir.
Dağ evinin önünde, mavi tahta sandalyeler,
Yanında masa, üstünde topraktan bir testi.
Palamut ağacına bağlanmış bir küpte serinlik,
bir sepette unutulmuş kurumuş zaman.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!