Dakik bir sancı gibi işler içimize bazı zamanlar.
Her saat başı, bir başka acıyı başlatır,
ayarlanmış düşler, kurulu rüyalar.
Sırayla mühürlenir hepsi.
Şimdilerde tütün kokuyor nefeslerim,
Derin çizikler var şakaklarımda.
Gülmüyor eskisi kadar gözlerimin içi;
yorgun baharlar, solgun yazlar,
geçmiş mevsimlerimden...
Dilim dalları kurumuş;
salkım saçak çaputlarla
dolu bir dilek ağacı...
Dışındaki yatırdan bi haber.
Dünyalara sığmayan şu ruh,
sessizce yazılan bir dizeye sıkıştı.
Avuç avuç, gönül gönül şiirler biriktirmişken
Eylül’ün kırık yapraklarıyla
Mayıs’ın taze günceleri arasında...
Durulmak için önce karışmak gerekir
Ama kaybolmadan, köpürmeden
Bir kaba, bir kaşığa takılırsan
Dönersin hep aynı girdapta.
Hiç bir şey yapmadan da yorulur insan...
Düşünmek yeter yorulmak için.
Uyumak, gezmek,
bir şeyler okumak varken,
düşünmeyi seçmek yorar insanı.
İçimde bir sonbahar sesi var.
Yapraklarım rüzgârına aman diliyor.
Gövdemin gıcırtısı uyutmazken beni
Sen çığlığımı duymuyorsun.
Yok hayır,
vakti gelmedi henüz,
gidemezsin!
Daha yazılmamış şiirlerimiz var.
Yedi düvelin gölgesi düşmüştü üstümüze,
Göğsümüzde inançla yürüdük üstlerine.
Ne silah vardı, ne siper, yemek ne de.
Mavi gözler ardında vazgeçmeyen bir milletle.
Kırık cümleler dolmuş mevsimlerine:
yazda kırılmışsın, kışta kırılmışsın,
baharda kırılmışsın çiçek açarken.
En çok, en çok ta...
Eylüle kalmış, kırıkların içine içine batan.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!