Gözlerde donuk bir göl,
atılan hiçbir taş dalgalandırmaz artık.
Yansımalar bulanık;
kendi yüzünü bile tanımaz olur insan.
Kıyısında kurumuş bir ağacın,
İnsan;
bir gün anlıyor dün anlamadığını,
anlaşılmayı istiyor anlamadan, anlatamadan.
Sabah mutlu doğuyor, akşamında yas tutuyor.
Seviyor anlamsızca sevimsizlikleri.
Düşlerin içinde matem havasına denk gelmişiz.
Çığırdığımız türküler, yas tutulan uzun havalar gibi.
Koşarak gittiğimiz deryalardan kıyılara vuruluyoruz
Ay diye baktığımız gözlerin cezirlerinde.
Çiçekler her yerde açar:
bazen çölün ortasında,
bazen çatlak bir duvarın arasında,
bazen de zindanlarda.
Görmeden cinsiyet tayini yapar,
kimi cinsiyete bakar görür.
Görmezden geldiği hem cinsi,
münasebetinin münasebetsizliğindendir.
Cinsine cins düşüncesiyle.
Sahne: Bir şiir okuma gecesi
Perde: Cinsiyetin gölgesi
Replik: “Ne güzel yazmışsın...”
Ama göz, dizede değil, dizde.
Nasıl sustuk böyle yaralanırcasına?
Neden susturduk yaralarımızı
sanki saracakmışçasına?
Kalbimizden kırılırken,
Önce özlemek gerekir bence
İnsan sevdiğini, çokça özlemeli.
Gurbeti önce yaşamalı,
sonra ayrılık diye bir şer olmamalı.
Bir rüya düştü içime,
yada bir rüyanın düştüm içine.
Kumla örülü bir harita gibi
Ne yöne baksam,
bir işaret kıpırdıyor ufukta.
İnsan en çok umudunun bittiği yerde kırılır.
Sonra acının en afillisi doğar içine.
Hüznün mor bahçesine düşer
sevdaların yorgun düşü.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!