İmkânı olmayanlar yola çıktığında,
her adım bir meydan okuma,
her başarı bir zamanların imkânsızlığıdır.
Siper yoktu, üniforma yoktu,
Daha geceye çok varken,
karanlığa kim attı bizi?
Güneşi kim kararttı erkenden?
Geceye girerken yıldızları kim sakladı?
Mehtabı kim gizledi denizden?
İnsan çamur, insan et,
insan heves, insan nefestir...
ve kaybolur gider.
Bir damla kanın içinde saklı atlas,
Mayısa çok var daha
İşçi öyküleri dinlenmez bu mevsimlerde.
Adı geçmez nedense Ölüm haberi yoksa.
Mesleğinin farketmiyor... İşçisin Sen.
İş dışında kimliğinin değeri yok
Göz yaşlarından öpmemişler hiç.
Tuzlu acısını bilmeyen eller,
sessizliğini de duyamamışlar.
Dilinin ucunda yarım kalan sözlerinin
boğazında taşlaştığını görmedikleri gibi.
Söylesene hangi abdest temizler kirli ruhları,
hangi toprakta ki teyemmümle
paklanır ruhların günahları?
Hangi dilde ki tövbeyle affedilir ruhların amelleri?
Sessiz bir bitiş…
Gözlerimin önünde, rengi solmuş bir fotoğraf gibi
vedaların ağır pususu ve dudaklarımda
yarım kalmış cümlelerin soğuyan nefesi.
Her adımda, bir kapı kapatıyor sanki.
Sordun mu hiç
geceler kaç saat, gündüzler kaç dakika
yalnızlıklar kaç metre derinlikte
ümitler hangi dağdan daha yüksek?
Gözyaşlarında kaç deniz vardır insanın,
Aramızda kaderden koca bir dağ var,
kurulan köprüler, uzanan yolların erişemediği.
Geceyi omuzlarında taşıyan bir umutla,
Dolup dolup taştığım...
Kaliteli bir yalnızlık istiyorum bu aralar
ne geçmişi deştirecek,
ne gelecek için endişelendirecek.
Huzura götürecek,
sessizliğin zarafetiyle süslenmiş




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!