Bir sabah, gökyüzü griye dönmeden evvel,
adını unuttuğum rüzgârın bana bıraktığı bir şiirdin.
Sokak başında, yüzüme çarpan sessizlikle
başladı eksilmelerin.
Her şey bir rüzgârla başladı.
Savorana'dan Samsuna...
Samsundan dalga dalga Anadoluya.
Ve Zeytin dalları çatladı sessizce.
Dağlar, yeşille değil, direnişle boyandı.
Bu satırları manzarasız balkonumdan yazıyorum.
Çöl tozlarının kapladığı bir masa,
biri gölgesiz iki sandalye eşlik ediyor
mesai sonraları yorgunluklarıma.
Mavi bir gülüş,
kırılmış aynaları sırlayan,
temelsiz enkazlardan
“Ben buradayım!” diye bağıran
mavi bir gülüş...
Dikensiz güller mona.
Rengârenk, çatılara saran
dikensiz güller...
İçinde sadece güllerin olduğu dünyada
yaşamayı kim istemezdi ki?
Güller Mona, güller senden yana.
Güllerin rengi beyaz,
gecenin rengi benden yana.
Güllerin rengi kızıl,
ateşinin koru benden yana.
Ruh benim ruhum,
irade benim.
Sen?
Hangi devirin Nemrutusun da
Bir geliş var şimdi...
Adı hüzne yakıştırılan,
solacak yaprakların sarı müjdecisi diye.
Gelişin içimde sancılı bir muson başlangıcı.
Göğün dikiş yerlerinden sızıyor kara bir ışık,
Ne gerek vardı
milyon kere milyon şiirler varken,
yenisini yazmaya?
Ne gerek vardı
Sağır zamanların üzengisinde kırılan bir ses...
Birkaç satır, kırılmış bir hatır gibi,
Sağır kulakların örslerinde dövülür.
Boşlukta çırpınan bir gölge




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!