Hangi şair vurmuş
bir üveyiği yüreğinden, şiirinde?
ya da hangi ressam
kurşuna dizmiş sevdasını tuvalinde?
Eski bir şehir, sevda:
Sokaklarında akşam sefaları,
yaseminler, begonviller.
Köşe başı evlerine yakışıyor en çok
kemerlerdeki çardak gülleri.
Yoruldum galiba,
yorgun düşlerin rüyasız sabahlarına uyanmaktan.
Sessizce taşınan umutların ağırlığından...
Hep kışa çıkan baharların eksikliğinden,
puslu güneşlerin karanlığından
Müsaitsen bana ilham ol bu gece.
oturup geçip giden yağmurların,
kokusunu hatırlayalım.
Verandadan bakalım,
yeşil sarmaşıkların altındaki geleceğe.
Evet, bir gün yirmi dört saattir.
Matematiksel olarak doğrudur.
Ama saat bilmez bazılarının;
bir saati bin saate denktir.
Ayrılıklarda durur saniyeler.
Vaz geçiriyor artık hayat her şeyden,
gülmeyi çoktan unutturmuştu.
Ağlamalardan da vaz geçiriyor.
Taştan putlara dönüştürmüş zaman,
Bir eylül akşamında çık gel,
Kuşların yuvasına dönüşü gibi.
Aydınlanmamış eylül akşamlarına inat,
bir akşam vakti çık gel.
Şu an saat kaç, bilmiyorum.
Senden sonra kaça varır, bilmiyorum.
Hasretin kaçı kaç geçer, bilemiyorum.
Bu saat ne zaman durur, onu da bilmiyorum.
Bildiğim tek bir şey var: Sensizim.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!