Yalnızlık gelir bazen,
ama beklediğin gibi değildir.
Sessizliği huzur sanırsın;
oysa kızgın bir misafir gibi oturur karşına,
anlamsız bir kavga başlatır,
Gitmek için sebepler aranır hep,
bense kalmak için bahaneler buluyorum.
Yazmadıklarını okuyup,
söylemediklerine gülüyorum.
Sende kalmak için çok sebebim var.
geceyi sabaha devirmişler dışarıda
nedense bir aydınlanma yok hiçbir yerde
yine dünün karanlığı yine karanlığın izi doğmuş.
okunmadan geçmiş fecr nidası.
Ay bile, karanlık bu serenad için.
Bence şimdi, sende herkes gibisin.
Anlatamıyorum, kaldırımların üstüne düşen,
dilenci siluetimin çileli bakışlarını.
Nasıl hissediyorum kendimi bir bilsen...
İçine yıldırım düşmüş meşe ağacı gibi.
Dallarım yeşil yeşil karşıdan...
Kuşlar, böcekler, arılar, kelebekler.
Yanımda çitlenbikli menevişler,
Ve Ekim,
Eylül’den kalma yaprakları da
koparıp gitti dallarından.
Sıra Kasım’da şimdi.
Sarı hüzünden sonra, mor hicranıyla
Kaldırımlar sessiz,
rüzgârın soğuk eli,
acımsı bir not bırakıyor insanın yüreğine.
Gölgeler, bu mevsimde tek kalır...
Ağaçlara rüzgar, yalnızlara gam vurken.
Göğe uçurmuştum, günü bekleyen güvercinlerimi.
Onlar bilirdi gökteki en nazlı dansları.
Taklalar atıp, alkış kanatlarlardı...
yoruluncaya kadar, acıkıncaya kadar.
Kelebekler uçuralım bir akşamüstü gökyüzüne,
meltem rüzgârıyla salınan çayırların üstünden
uçup gitsinler Kelebekler Vadisi’ne.
Ardından bırakalım kendimizi rüzgâra,
Kim bilir kaç şiir
baharlarına kırgın yazıldı,
kim bilir kaç şair
kırgın şiirlerle dağlandı.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!