Kime dönse boşluk,
kime seslense taş.
Adını bilmediği, işlemediği
bir suçun faili gibi yaşar.
Hesap soramayanlar.
Hoşçakal Eylül...
Sarı şiirler bırakarak gidiyorsun.
Biraz kurak, biraz ıssız.
Kaybettiğimizde, aradığımızda aynı şey...
İçimde bir saat var,
Ne ileri gidiyor, ne geri dönüyor.
Zamanı ölçmüyor,
tek yaptığı geçmişi özlemek.
Sessizliğin yeni mimarisiyle,
şimdi içimde yeni bir Şehir kuruluyor.
Kirişleri sabırdan, duvarları ümitlerden...
Her tuğlada yankılanıyor yeni bir başlangıç,
harcını bağlayan yeni bir tutkuyla.
Sessiz saatlerde düşledim seni,
zihnimin derininde saklı bir sır gibi.
Kutsal zamanlarda diledi yüreğim gelişlerini.
Sevincin içimde baharlara müjdeydi.
kederin göğsümde zemheri.
Herkesin sesi vardı,
Benimse yankım
Duvarlara çarpıp geri dönen bir iç hesaplaşma.
Göğsümde bir arşiv:
İçindeki beni neden susturdun?
Belki de
Söyleseydin,
dilinde eksilirdi o kırılganlık...
İçimizde neler sustururuz?
Bir özür,
Tam zamanında söylenmeyen.
Bir teşekkür,
En çok sana yakışıyormuş kar
dağlar dururken.
Şöyle diyor şair;
donduracağını bile bile içim sana kayar,
Oysa bir ihtimaldin sen.
Yüreğimdeki ihtilalin,
habersiz devrimcisi.
Monoton nefes alışlarıma
kalbimin sokaklarında




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!