Sen o zam hokkabazısın,
etiketi değiştirip vicdanı susturan.
Seni tanıyorum...
her rafta halkın sofrasını eksilten
fiyat cambazısın.
İçinde varsa bir can,
fark eder mi ki
ayakları iki taneymiş,
dört taneymiş?
Sustuğun yerden yıkılıyor yarınlar.
Terk edilen umutlar,
ürkek bakışlı güvercinlere benziyor.
Hayaller,
Geç olmuş, hava kararmış çoktan.
Hasretine tayinliyim, bu gecede.
Rüzgâr bile seni fısıldıyor.
Gölgemde adını taşıyorum, sessizce.
Sokak lambaları bile suskun.
Bugün de şiirleri susturdular,
dizeleri huzura varmayan.
Masamda
henüz açılmamış bir defterin
Kaç izmarit biriktirdim,
arka bahçedeki begonvillerin altında.
Kaç şiirler söndürdüm bilemezsin...
Duvarda siyah gülen adam çizerek.
Aynı romanın bir yaprağına yazılmış
iki karakteri gibiyiz seninle.
Sen ön sayfasında, ben arka...
Birbirimize bu kadar yakın,
ama asla göz göze gelemeyen.
Ah doktor...
Soğuk bir tahtaya uzanırken bedenim,
kimse sormadı: “Neden bu kadar yaralısın?”
Uyku perdesi inmeden önce
bana bir an verselerdi,
Aşkın en uzun kışında turnaları bekleyip
baharları düşlemek...
Böyle başlar derin sessizlikler,
öyle büyür bu ağlatan kırgınlıklar.
Turnalar on ikiden sonra mı gelir hep?
illa ışıkların sönmesimi mi gerekir
Uyumasak olmazmı gece yarısında?
Bölük bölük gelişlerini görüp,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!