EVET., BEKLİYORUZ . . .
Yaşadığımız günler içinde., bekleye-bekleye ağaç olan adamla., akıp giden zamanın yaptığı mini söyleşiden alıntı...
.
--'Daha bekleyecek misin' dedim...
--'Bekleyeceğim tabi' dedi...
--'Ne zamana kadar' dedim...
Yeryüzü ., doğu yakasından başlayarak kızıl bir aydınlığa sarılıyor ...
. ,
Gözlerimi kapatıp ., boydan boya seninle kapladığım boş duvara sırtımı dayıyorum...
Ellerin sırtımı okşuyor...
. ,
Gözlerinin rengini düşünüyorum ..,
Bir evde bir doğum olmuşsa eğer, o evde doğum anında duyulan coşku ertesi gün ve ertesi günlerde daha da artarak devam eder.
Oysa bir evde ya da ortamda bir doğum günü kutlanıyorsa eğer kutlamanın yapıldığı gün yaşanılan coşku, ertesi günü bile beklemeden kutlamanın son saatlerinden başlayarak yerini adı bilinen ama söylenemeyen bir hüzne terk eder. Yani doğum günü ertesi ile, doğum günü kutlamanın ertesi gününde mutlak bir renk farkı vardır.
Bu hüzün, kutlama pastasında söndürülen mum sayısı ile birinci dereceden ilintili değildir. Daha çok geride kalanlara, yaşananlara 'keşke' bindirmeleri, ileride duran ve yaşanacak olanlara ise 'acaba' giydirmeleridir bu hüznün nedeni..
/köprüye ilk adımdan sonra...
böyle nereye gittiğimi bilemiyorum., iki kolumda iki okkalı melek
birisi cennetin en seçme hurisi., diğeri cehennem kapısında bekçi
patlatmışım içimdeki mühimmat deposunu., mühim değil diyerek
ama öyle mühimmiş ki., seni yaşamanın tadına varamadan ölmek...
. . .
Sönmemiş izmarit ve anason kokulu gürültüleri arkada bırakıp kapıdan çıkıyorum… Daha ilk adımlarda karşıma çıkan ve vitrininin derinliğinden sıcaklık taşan çorba kokusunu tadıyla birlikte yudumluyorum... İçim ısınıyor... Haydi bir kepçe daha derken başımın üstünde dönüp duran alkol bulutları çakır-keyif bir iz bırakarak dağılmaya başlıyor...
. . . ,
Bu caddenin sonundaki meydan bir yokuş başı ile buluşur ve o yokuştan inildiği zaman da denizle kucaklaşılır... Ben de bu gece bu caddenin sonuna kadar yürüyüp., yokuştan inecek ve denizle kucaklaşacağım...
Tabi sonrasında da iskeleye bağlı., sabahın ilk saatleri ile sefer görev emrini alacak gemilerden ismi bana en tanıdık gelene sessizce kapağı atıp., duhuliye makamında çekebilirsem eğer (cebinde kimliğimi taşıyan kaptan gelinceye kadar) derin bir uyku çekeceğim...
FİLM ŞERİDİNDEN ...
-BİR DOĞUM GÜNÜ YAZISI-
.
Kaktüslerin çiçek açtığı., çakır dikenlerinin tomurcuklandığı ve ara mevsimlerin bahar sesleri…
. ,
Kapıdan çıkıp., ilk adımlar öncesinde emekleyerek ilerlemeye çalışırken yolda boş karelerle dolu film şeridi ile bir kamera buldum… Ve bir yolculuğu., ilk adımı atarak başladıktan sonra., kimi zaman yürüyerek- koşarak., kimi zaman düşüp-kalkarak onunla yaptık ve şimdilik yapmaya da devam ediyoruz…
Eylül’ün ilk sabahı ….
Şiir ya da şarkıların renginin aşk kırmızısından hüzün sarısına dönmeye başladığı ilk sabah…
Ama günün., romantizm kokulu bu tanımının ötesinde çok güzel bir anlamı ve ismi daha var …
“DÜNYA BARIŞ GÜNÜ”
İki küçük çocuk oyunlar oynuyorlar., gülüşerek konuşuyorlar kendi aralarında bir ıssız limanda., belki bir köşebaşının görünmeyen tarafında., teras katlarının geniş ufkunda., kumsalda kumdan kaleler yaparken ya da bir salıncakta sallanırken…
Biz de güne yakıştırılmış bu anlam ve önem üzerine bu çocuklara barışın ne olduğunu., güzelliklerini anlatmaya çalışalım… Çünkü barış yarınlarda en çok onlara lazım olacak …
oyunun başında . . . ,
bütün camlar açılır birden., kuş kanadı bir yel dolar içeri
yakar senaryo mum ışığını., bir heyecan açar perdeyi...
ve başlar oyunun aydınlık seansı., iki kişilik sahnede
replikler aynı sesten çıkar ve sahnedekiler duyar sadece...
. ,
. . , firar.,
ay batınca gece ansızın., bıçağın silip pasını çıkması gibidir kınından
sevgiliye atılan imzadır., bir damla ağır ter olup ergenlik yollarından
. . , firar.,
şiirin yazılmamış son dizesinin kaçtığı., şairin hücredeki sır kapısıdır…
yürek duvarlarına atılmış her çentikte., kayıtlı bir damla gözyaşıdır…
Ekim denilince benim aklıma...;
Volga nehrinin donmak için henüz niyetlenmediği günlerde yani kış gelmeden önce., top ateşine tutulan ve yıkılan kışlık saraylar gelir...
Ve bir de takvimlerin., renklerin., yer ve zamanların farklılıklarına hiç aldırmayan bir çocuk gelir gözümün önüne... Gözlerini Volga’nın derin ve sessiz sularına daldırmış., ellerini kulaklarına kapatıp çığlık üstüne çığlık atan bir çocuk...
Ki yeryüzü., yeri yerinden oynatmak- gökyüzü .,rengini doğum rengine boyamak için bu çocuktan bu çığlığı beklemektedir sanki…
. ,
Ve Ekim denilince benim aklıma bir de..,




-
Nur Tuna
-
Ertuğrul Söyünmez
-
Gülin Su
Tüm YorumlarNe kadar ben...ne kadar yürek...ne kadar yaşam dolu şiirlerinz...yüreğinize kaleminize hayran oldum şiir dostu...yaşanmışlığın her köşesinde duygularınız aksın bir ömür...selam ve saygımla
sen çok seviyorum Cevat çeştepe
şirlerinide
özledim seni geleceğim elini öpmeye
iyiki varsın hocam
...sevdiklerimizden ve okuduğumuz kitaplardan değildi uğradığımız ihanetler...duvarlarımızdaki yaralar sevgisi tutsak olanların ve düşüncesi korkakların ihanetlerinin izdüşümüydü...
....yaşam çizgisinin iki ucu arasında bir merdiven çıkar ya da ineriz...doğuma veya ölüme doğru..etrafımıza ördü ...