BU BAYRAMDA BİR GÜN
.
Kapı çaldı...
Gelen çocuklardır dedim ., bayram ya...
Penceremin önündeki ., boş sokaklara- uzaklara bakan koltuğumdan kalkıp., kapıyı açtım...
BUGÜNDE HABER YOK -mini öykü
.
.
Adam., günün bütün konuklarını tek-tek uğurladıktan sonra kapıyı kapattı... Kilitleri ve alarm sistemini kontrol etti., kimi ışıkları söndürdü ve ağır adımlarla saray görkemindeki merdivenlere doğru yöneldi... Basamakları gün boyunun yorgunluğu ve ağırlıyla çıktı...
Üst katın geniş koridorlarının tam ortasında., merdivenin hemen karşısında., üstüne yaldızlı motifler., çeşitli armalar işlenerek süslenmiş., iki kanatlı yüksek kapının önünde durdu... Kapının iki yanında duran ortaçağ giysili muhafızlara başıyla selam vererek kapıyı açtı ve içeri girdi...
- bir doğum günü yazısı-
‘Turnaları, türküleri ve kayıkları seven adamın doğduğu günde’
.
Beni, ilk yaz şafağında bozkır ortası bir köy evinin bacasına bir leylek getirip bırakmadı… Beni o köy evine getiren yolunu şaşırmış bir turnaydı… Ve o turna beni öyle bacaya filan da değil, günler-geceler boyu, gökten bir türkü gibi boşalan yağmurun oluşturduğu bahçedeki su birikintisinin ortasına, kâğıttan bir kayığın içinde bıraktı…
-Belki bu sebepten çok severim turnaları ve türküleri ve bir de denizde kayıkları-
. ,
--kendimi sana gönderiyorum…
beynimle yüreğimi bırakıp baş başa sessizce çıkıyorum dışarı…
ikisi de alabildiğine sarhoş ., ikisi de şiddetle sana sevdalı…
onlardan nereye kaçacağımı çok iyi biliyorum böyle durumlarda
ve sana doğru geliyorum yağmur altında., koşar adımlarla…
şelaleden dökülür gibi .,sırılsıklam …
yani son haberler, İstanbul'u sel götürdüğünü mü söylüyordu
her sokağına sinmiş ter kokusuyla sırılsıklam olduğunu mu?.
şimdiye kadar duyulmamış öyle şiddetli bir lodos esmiş ki
vapursuzluk hasretinden çıldırmış bütün Boğaziçi iskeleleri...
ve ayılamadan yıkılmış Galata kulesi, o gösterişli saltanattan
kayıp eşya deposuna yolculuk
.
sessizlik...
işlemeyi unutmuş gibidir saat., asılıp kaldığı duvarda
(ya sen bu şiirde bir şehir ol bana...
tramvayı., vapurları istemem., köprü ve kuleleri de.,
sadece sen ol içinde...)
sen bu şiirde., bir şehir ol bana
ister dağ doruklarında-düzler ortasında., ister denizlerin kıyısında
bir patika gibi önce uzakları., sonra dağları aşıp düze ulaşacaksın.,
havada bahar kokusu olacak...
sen bu oyunda., kavuşmalar olacaksın...
. ,
gece bir tül gibi örtecek üstünü., düş içinde çırılçıplak kalacaksın.,
teninde yangın çiçekleri açacak...
son sabahtan çok sonra bir sabah…
.
Fırtınayla henüz tanışmamış bir deniz olsun bu sabah., dalgasız ve
kayıksız... Hani., çocukluğumuzun zenginliğinde mavi-mavi kağıtları
ütüleyip., gökyüzü ve deniz yapardık ya işte öyle bir deniz…
Kıyısında bir kulübe., olabildiğince sessiz., kimsesiz,, içinde biz…
BİR ‘SANİYE KUŞU’ ÖYKÜSÜ
Günlerden Pazar...
Hava ne kadar sancı varsa sanki hepsini birden çekiyormuş havasında...
Öyle sıkıntılı.., öyle boğucu.., öyle ıslak...




-
Nur Tuna
-
Ertuğrul Söyünmez
-
Gülin Su
Tüm YorumlarNe kadar ben...ne kadar yürek...ne kadar yaşam dolu şiirlerinz...yüreğinize kaleminize hayran oldum şiir dostu...yaşanmışlığın her köşesinde duygularınız aksın bir ömür...selam ve saygımla
sen çok seviyorum Cevat çeştepe
şirlerinide
özledim seni geleceğim elini öpmeye
iyiki varsın hocam
...sevdiklerimizden ve okuduğumuz kitaplardan değildi uğradığımız ihanetler...duvarlarımızdaki yaralar sevgisi tutsak olanların ve düşüncesi korkakların ihanetlerinin izdüşümüydü...
....yaşam çizgisinin iki ucu arasında bir merdiven çıkar ya da ineriz...doğuma veya ölüme doğru..etrafımıza ördü ...