ne kadar ulaşılmaz olursan ol,
kora dönmüş çığ gibi
büyüyorsun içimde.
ama dış yüzümde;
öfkemin kararttığı bir korku var.
adını olmayacak
“daha dün annemizin kollarında yaşarken”
beklediğimizin en son geleceğini
ya da hiç gelmeyeceğini,
büyümek bir yana
giderek küçüleceğimizi
bilemezdik ki.
zincirler en paslı yerlerinden parçalandı.
bir zamansız tahliye oldu bütün gemiler
filikalar bile inemeden yerlerinden
korkunun en derin mezarına gömüldüler.
bitti tüm sahil oyunları hepsi birden,
karanlıktaki ipek kanatlı pervane
bir ışık arar kör kandilde
günlük saltanatına mezar olsun diye.
sorsak ne söyler adını,
ne anlatır yaşanmamış aşklarını.
sevdiğim benden kesin dönüş yaptı bu gece.
gözyaşım harcımı karıyor şimdi yalnızlık rıhtımımda.
bir adım daha atıversem, ha cesaret şöyle yavaşça,
düşüvereceğim rengi en zeytinyağına boyalı denize.
canım nasıl sıkılıyor anlıyor musunuz; o kadar olur.
rakı çoktan tükenmiş, sigaram can çekişiyor.
YETER Kİ ...
.
Takvim hesabıyla bayram bitti.., tatil hesabıyla da bu hiç bitmeyeceğini sandığımız uzun tatil günlerinden ne kadar saklarsak saklayalım sadece iki günde tüketeceğimiz kadar küçük lokmalar kaldı elimizde....
Üstünde “bayram ziyaretçisi” yazan parmak uçlarını pek seven ve onların her dokunuşlarında sevinç çığlıkları atan kapı zillerinin suratlarından düşen bin parça .., aynen kapının iç tarafında bekleyen kimsesiz misafir terliklerinin olduğu gibi... .
Yani başlık…: “elde var gizli bir hüzün”
Ama bir de iç sese kulak vermelerden.., dudak okumalardan görüp-anladığımız bir başka ortak başlık daha var…: 'gönlümüzden geçen bayramlar gibi yaşayabileceğimiz daha nicelerine erişmek dileği ile'...
önce ben duymak isterdim sesini., başımı göğsüne saklayıp
yani önce ben., soluğundan ve havadan önce sana susayıp
o fısıltı dalgalarının çırpıntısı., çeksin beni derinlere diyerek
gece yangınlarının yalnızlığında., aşkını soluksuz yudumlayıp
hiç saymadan kaç yıldızın aynı anda
zamansız intiharlar gibi kaydığını...
'baştan kokan balıkların iğrenç kokular salan dünyasının bir başka boyutundan gelen sesler'...
YILDIZLARIN ALTINDA., ANLAT SEVGİLİM
.
- Dün gece kumsalı uçuran o fırtınada., ıssız kumlara yaptığım
sabahtan kalma sensiz kalede saklanayım derken., karanlığın
içinden bir gemici feneri el salladı., gel dedi., gittim peşinden...
O günlerde Amerikan kamuflajlı, yerli malı paletleri ile 'onların çocukları' dağda, kırda, bayırda ne kadar kır çiçeği ve ne kadar taze fidan varsa hepsini ezip, üstünden geçiyor.., 'bizim çocuklar' için bir sürek avı yürütüyor ve içi kof kart çınarlar, işkencehane avlularında darağaçları oluyordu…
Ve ülkenin nesiller boyu sürecek çoraklığa mahkûm edilişinin hükmü infaz ediliyordu…
...
O, inançlı adımlarla girdi sokağa, elinde kova, içinde kırmızı boya
Ve koca yürekli harflerle yazmaya başladı duvara, boydan boya
(sessizlik…..)
--bir kurumuş yalağın başında., susuz bir çeşme.,
ölü göçmen kuşların., terk edilmiş göç yollarında…
sen de farkındasın değil mi., doğa sanki kulaklarını kapatmış
kuruyan ağaç., çatlayan toprak ve solan çiçeklerin feryadına…




-
Nur Tuna
-
Ertuğrul Söyünmez
-
Gülin Su
Tüm YorumlarNe kadar ben...ne kadar yürek...ne kadar yaşam dolu şiirlerinz...yüreğinize kaleminize hayran oldum şiir dostu...yaşanmışlığın her köşesinde duygularınız aksın bir ömür...selam ve saygımla
sen çok seviyorum Cevat çeştepe
şirlerinide
özledim seni geleceğim elini öpmeye
iyiki varsın hocam
...sevdiklerimizden ve okuduğumuz kitaplardan değildi uğradığımız ihanetler...duvarlarımızdaki yaralar sevgisi tutsak olanların ve düşüncesi korkakların ihanetlerinin izdüşümüydü...
....yaşam çizgisinin iki ucu arasında bir merdiven çıkar ya da ineriz...doğuma veya ölüme doğru..etrafımıza ördü ...