ne kadar ulaşılmaz olursan ol,
kora dönmüş çığ gibi
büyüyorsun içimde.
ama dış yüzümde;
öfkemin kararttığı bir korku var.
adını olmayacak
zincirler en paslı yerlerinden parçalandı.
bir zamansız tahliye oldu bütün gemiler
filikalar bile inemeden yerlerinden
korkunun en derin mezarına gömüldüler.
bitti tüm sahil oyunları hepsi birden,
karanlıktaki ipek kanatlı pervane
bir ışık arar kör kandilde
günlük saltanatına mezar olsun diye.
sorsak ne söyler adını,
ne anlatır yaşanmamış aşklarını.
sevdiğim benden kesin dönüş yaptı bu gece.
gözyaşım harcımı karıyor şimdi yalnızlık rıhtımımda.
bir adım daha atıversem, ha cesaret şöyle yavaşça,
düşüvereceğim rengi en zeytinyağına boyalı denize.
canım nasıl sıkılıyor anlıyor musunuz; o kadar olur.
rakı çoktan tükenmiş, sigaram can çekişiyor.
“daha dün annemizin kollarında yaşarken”
beklediğimizin en son geleceğini
ya da hiç gelmeyeceğini,
büyümek bir yana
giderek küçüleceğimizi
bilemezdik ki.
HİÇBİR ŞEY SÖYLEMEDEN
bu akşam sofrasında otur karşıma ., istersen hiçbir şey söyleme
soluksuz ve susuz rakı içer gibi ., yudum-yudum içeyim gözlerini
hani tan vakti güneş doğarken sessizdir ya gökyüzü .., işte öyle
“bir soğuk yel eser”., yıkılır bütün duvarlar.,
kırılır yürekte başak dalları…
. ,
yasak olan sen değilsin., seni sevmek ve seninle sevişmek de değil
bir sabah rüzgarı olup sere-serpe esmek., açık denizlerden saçlarına
Bazen bırakırsın elindeki kitabı bir kenara
Birden çoktan unuttuğun sigaranın tadından bir nefes çekmek ister canın., en derinden
Ve içindeki balıkla birlikte bir dikişte dibinde bulmak., rakı şişesine bıraktığın emaneti…
Sonra geçirip sırtına en kavgalık giysilerini., dağıtmak için mahalleyi tam orta yerinden
Birikmiş öfkenle parçalayıp dünyanın dikenli tellerini., fırlayıp çıkmak kapının eşiğinden…
Bugün bir çocuk bahçesinin önünden geçti yolum…
Çocukluğumuzun zincirleri paslı., tahtaları boyasız salıncaklarının., tahterevallilerinin yerini rengarenk boyalı benzeri oyun araçları almış ama hepsi bomboş…
Ve o şen seslerin yerinde de alabildiğine suskunluk…
Oysa içeride kızlı-erkekli onlarca çocuk var…
Bazıları banklara oturmuş., bazıları da yemyeşil çimenlere uzanmış…
Kollarımızı göğsümüzde kavuşturduk., izliyoruz… O şimdi yoğun bir hazırlık içinde.. Acısıyla-tatlısıyla getirdiği ne varsa hepsini zaman defterinin içindeki satırlar arasına yerleştirip sırtındaki çuvalın içine koyacak ve gelişinin aksi yönünde çekip gidecek… Biz onu., getirdiklerinin sevinci-götürdüklerinin acısı ve hüznüyle hatırlayacağız…
Ve işte çuvalını sırtına aldı., arkasına bile bakmadan., dış kapının eşiğine adımını attı., saat-saat uzaklaşıp., gitmeye başladı…
Gitsin …
. . ,
O gözden kaybolduğu anda da bahçedeki çam ağacının arkasından bir bebek çıkacak… Emekleyerek ve sevinç çığlıkları atarak yüreğinde taşıdığı ve üstünde yeni yıla dair en güzel dileklerin yazılı olduğu ışıltılı süslerle dolu minik sepeti getirip penceremizin önüne bırakacak…
Ve aynı anda ülkedeki ve dünyadaki bütün pencerelerin pervazına., kapıların eşiğine…




-
Nur Tuna
-
Ertuğrul Söyünmez
-
Gülin Su
Tüm YorumlarNe kadar ben...ne kadar yürek...ne kadar yaşam dolu şiirlerinz...yüreğinize kaleminize hayran oldum şiir dostu...yaşanmışlığın her köşesinde duygularınız aksın bir ömür...selam ve saygımla
sen çok seviyorum Cevat çeştepe
şirlerinide
özledim seni geleceğim elini öpmeye
iyiki varsın hocam
...sevdiklerimizden ve okuduğumuz kitaplardan değildi uğradığımız ihanetler...duvarlarımızdaki yaralar sevgisi tutsak olanların ve düşüncesi korkakların ihanetlerinin izdüşümüydü...
....yaşam çizgisinin iki ucu arasında bir merdiven çıkar ya da ineriz...doğuma veya ölüme doğru..etrafımıza ördü ...