-kaldırım üstü düşlerden…
.
Sen yalnızca düşlerime izinsiz giren., Paris kokulu tenin
ve çılgın ve sefil bir sokak ressamının yüzüne oturttuğu
‘moulin rouge’ dudaklarındaki davetkar gülümsemenle
sıradan ama ulaşılmaz bir güzelken.,
2018 yeni yıl kutlama yazısı
Arkamızdaki kapıları birer-birer kapatıyor., önümüzdeki aralık kapıdan hep beraber içeri giriyoruz…
İçeri girer-girmez de kendimizi tarifsiz güzellikte bir konser salonunun içinde buluyoruz…
Sahnenin kapalı perdesi arkasından doğru., konser öncesi orkestranın son provasının sesleri doluyor kulağımıza…
Dünyanın her yanından melodik., birbirinden güzel sesler…
Bazen bırakırsın elindeki kitabı bir kenara
Birden çoktan unuttuğun sigaranın tadından bir nefes çekmek ister canın., en derinden
Ve içindeki balıkla birlikte bir dikişte dibinde bulmak., rakı şişesine bıraktığın emaneti…
Sonra geçirip sırtına en kavgalık giysilerini., dağıtmak için mahalleyi tam orta yerinden
Birikmiş öfkenle parçalayıp dünyanın dikenli tellerini., fırlayıp çıkmak kapının eşiğinden…
/Sayısız damladan oluşan yağmur orduları., gök gürleten şimşek bombaları eşliğinde.,
"Yeryüzünü Kuraklaştırma Cuntası" nın yoğun sömürü ve soluk aldırmaz baskı rejimi altında su kaynakları yok edilerek inlemeye bırakılan topraklarını kurtarmak için (nihayet) karşı saldırıya geçti…/
. . ,
Kulakları güzel haberlere hasret kaynaklardan aldığımız bu bilgiyle., şimdi bir cümlede açıklamaya çalıştığımız karşı saldırı olayının değerlendirmesi ve olası sonuçları için., kapımızın önünde sıraya giren kadrolu-kadrosuz uzmanların görüşlerine pas vermiyoruz ve stüdyomuzun konforlu sıcaklığında şekersiz kahvemizin kokusunu içimize çekip., tadını damağımızda şaklatarak demlenmesini beklerken ve yağmur altında sıksanız suyu çıkacak muhabirimiz., yanında duran ve onunla eşit ıslaklık seviyesindeki sevimli bacaksıza mikrofonu uzatarak sorusunu sormak için boğazındaki gıcığı temizlemeye tam da bir yutkunmalık mesafe kalmışken…,
sırılsıklam çocuk., muhabirimizin elindeki mikrofonu kaparak., henüz ergenliğe dönmemiş sesiyle gürül-gürül haykırıyor…
--- Dedem söylemişti., SONUNDA BİZ KAZANACAĞIZ …!
ODTÜ bünyesinde kurulan Beyin Dil Araştırmaları Laboratuvarında, diller üzerine yapılan araştırmada, beynin Türkçe cümleleri anlamak için, İngilizce dahil diğer bazı Avrupa dillerinin aksine beyinde iki kez işlem gerektirdiği ortaya çıktı.
* * *
Yukarıdaki haber başlığı bugünkü medyadan alınmadır.
İlginç bir araştırma ama sonuç hiç şaşırtıcı değil.
ODTÜ bünyesinde kurulan Beyin Dil Araştırmaları Laboratuvarında, diller üzerine yapılan araştırmada, beynin Türkçe cümleleri anlamak için, İngilizce dahil diğer bazı Avrupa dillerinin aksine beyinde iki kez işlem gerektirdiği ortaya çıktı.
* * *
Yukarıdaki haber başlığı bugünkü medyadan alınmadır.
İlginç bir araştırma ama sonuç hiç şaşırtıcı değil.
Böylece alnına ya da yakasına hangi sıfat yapıştırılmış olursa olsun, devletin tepesinde oturanlardan tutun da ağzı laf yapan herhangi birisinin söylediği her iki sözden birinin neden “yanlış anlaşılmış” ya da “hiç anlaşılamamış” olduğu çok daha iyi ortaya çıkıyor. Bizler, beynimizi bir işlem yapması için iteleye-kakalaya zorla devreye sokarken ekstradan yapılacak ikinci işlem de haliyle bizim (dediğim dedik-inadım inat-öttürdüğüm düdükçü) naturamıza pek uygun düşmüyor.
İKİ PARLAK YILDIZ- Kasım için...
.,
Ne çok olmuş siz öleli/halâ hiç ölmemişsiniz gibi…
* * *
Kasım, takvimlerin kapısını 'ben geldim' diye tıklattığı zaman, benim de pencereme gizliden bir tül perde çekilir. Bu perdenin rengi pus, desenleri bulutların ardında saklayamadığı iki parlak yıldız gibidir...
Yağan yağmur sevgilinin saçlarını değil.,
yüreğini ıslatıyorsa eğer.., o şehir İstanbul'dur…
. . ,
/ne vapurlar geçerdi gözlerimizin önünden
ilki senin olsun., arkadan gelen benim dediğimiz …
sonra vazgeçip., bir sandalda beraber kürek çektiğimiz...
-ben senin yağmurlarında ıslanarak büyüdüm-
/denizlerden dağlara çıkalım sırılsıklam., tut elimden sevdiğim
hani beraber doğmuştuk ya bir şafak vaktinde..., işte öyle/
.,
Sizlere bu sabah çok eskilerden.....mesela;
Pierre Loti 'nin servi ağaçları en çok Haliç kokan Eyüp sırtlarındaki bir tahta masaya yaslanmış, yaşlı sandalyenin yaşama tutunur gibi yerinden sökülmemeye çalışan çivisinden....ya da
Claude Farrére' in arnavut kaldırımlı dar Çemberlitaş caddesine, yeni döşenen elektrikli tramvay raylarına uzaktan bakarak hüzünle kişneyen bir atlı tramvay atının yelesinden....ya da




-
Nur Tuna
-
Ertuğrul Söyünmez
-
Gülin Su
Tüm YorumlarNe kadar ben...ne kadar yürek...ne kadar yaşam dolu şiirlerinz...yüreğinize kaleminize hayran oldum şiir dostu...yaşanmışlığın her köşesinde duygularınız aksın bir ömür...selam ve saygımla
sen çok seviyorum Cevat çeştepe
şirlerinide
özledim seni geleceğim elini öpmeye
iyiki varsın hocam
...sevdiklerimizden ve okuduğumuz kitaplardan değildi uğradığımız ihanetler...duvarlarımızdaki yaralar sevgisi tutsak olanların ve düşüncesi korkakların ihanetlerinin izdüşümüydü...
....yaşam çizgisinin iki ucu arasında bir merdiven çıkar ya da ineriz...doğuma veya ölüme doğru..etrafımıza ördü ...