sen düş koy istersen adını,
gördüğün bu resmin.
ben 'bu sabah' diyeceğim,
tadına baktım ilk kez,
ellerimin üşümesinin.
ne bir lokma taze simit,
o gün kapattım kompartımanın kapısını
tren daha perondan kalkmadan.
“keşke saçlarını eskiden olduğu gibi
dümdüz tarasaydın, ortadan ayırmadan”
arayıp ta bulamadığım o kitabı aldım elime
büyük doğal felaketlerden çok önce.
ne yerle yeksan
olmanın hesapları depremlerle,
ne yangınlar ve sel baskınları.
hiçbiri gözükmüyor yarına dönük
birinci
ben şimdi uzak bir merhaba gibiyim,
o küçücük kız çocuğuna benzeyen hayata.
saçlarına her sabah at kuyruğu yaptığım
gözden kayboluncaya kadar ardından baktığım.
kendimizle barışmak olurdu adımız,
kerrat cetvelini beraber ezberlemek
İçinde tutsaklık olsun:
en yabancı kalabalıklar sarar dört yanını.
en yabancı kalabalıklar,
üzerine ceplerinden akrep salarlar
başları dikenli taçlarla donanmış.
bir çemberin en orta noktasında kalırsın.
zaman hiçbir şeyin unutulacağı zaman değildi şimdi.
gölgesiz ve tanrısız birer ölüm gibi yapışmıştım asfalta.
her şey ne kadar da farklı gelişiyordu umduğumdan.
aklımın köşesinden bile geçmedi ayakkabılarımı giymek.
ayaklarımın toprakla sevişmesini seyrettim sadece,
Külhani yanı, şarabi havalarda saklı
Bir anıt yükselir iskele tarafında.
Sahil boş ve bütün gezilere kapanmış gibidir.
Terkedilmişlik martıların
Ve boşalmış kadehlerin insafında.
Korku kendi kendisinin bekçisidir
Kimilerimiz bakanlık merdivenlerine serilmiş kırmızı halılara tozu iyice silkelenmiş ayakkabılarımız ile çıkmak gibi bir yaşam kadranının içinde dönüp durmayı amaçlamışken, kimilerimiz Cannes’in festival sarayı önüne serili kırmızı halının üzerinde iki adım atmayı bir yaşam amacı olarak edinmişlerdir. Kimilerimiz tükenişimizin el etek öpme faslında gezinirken diğerlerimizin yaratıcılık ufuklarının taçlandırma jürisi karşısında şık bir selama durmasının arasında öyle kolaylıkla eldeki rulo haline getirilmiş mezurayla ölçemeyeceğimiz bir kalite farkı vardır.
“Ben 2000’li yıllarda Atatürk’ün kurduğu cumhuriyetin bir bireyi olarak, bir Türk olarak eğer gururla göğsümü kabartacaksam her gün bakanlık merdivenlerini arşınlayan o kişiler yada taşıdıkları zihniyetten değil Cannes’in kırmızı halısı üzerinde adım atabilecek sinemacılarla, edebiyatçılarla, ressam ve heykeltıraşlarla, mimarlarla gurur duyup göğüs kabartırım ancak.”
Bu farkı; belki içi doldurulmamış milliyetçilik şırıngalarını çok küçük yaşlardan ve bünyeye uygunluk kontrolü yapılmadan her aklımıza estikçe damardan pompalamakla kendimiz yarattık. Yada Allah ın öyle söylendiği gibi pekte sevgili kullarından olmamak gibi bir şanssızlığımız vardı ve o neden oldu. Ama bize benzer bir başka ülkede olsa bütün gündelik siyaset haberlerinin dar havuzundan taşarak ortalığı iç ferahlatacak bir akşam serinliğine dönüştürecek “ üç genç bilim insanının neredeyse tükenmeyen enerji tüketim aracını icatları “ şeklindeki bir haber gündelik magazin hevesi gibi anında tüketilmez ve öyle kolay kolay manşetlerden inmezdi. Üç tane şarkı ile kavgalı jüri önünde ne yaptıkları pekte belli olmayan yarışmacılara sponsor olabilmek için yırtınan ileri gelen zevat’ımızın listesi de aynı haberin altına sıralanmaya başlardı, projeye katkılarından dolayı.
küçük beyaz taşlarım vardı.
yüreğim kadar kocaman olurdu
kucak dolusu toplayınca.
dizerdim tek tek hepsini,
tren yolunun boyunca.
sis basmış havalarda
yakalandık diyelim ağır bir boğaz yorgunluğuna.
hafiften bir yağmur çitilerken saçlarımızı.
karanlığın her köşesinde bilmediğimiz bir ışık
süzülür gelir tozlu fanuslardan yaramaz bir çocuk gibi.
yokuşlar eski fotoğraflardan fırlamış çıkmış sanki.
karşı sahillerde göz kırpan binlerce geçmiş zaman.




-
Nur Tuna
-
Ertuğrul Söyünmez
-
Gülin Su
Tüm YorumlarNe kadar ben...ne kadar yürek...ne kadar yaşam dolu şiirlerinz...yüreğinize kaleminize hayran oldum şiir dostu...yaşanmışlığın her köşesinde duygularınız aksın bir ömür...selam ve saygımla
sen çok seviyorum Cevat çeştepe
şirlerinide
özledim seni geleceğim elini öpmeye
iyiki varsın hocam
...sevdiklerimizden ve okuduğumuz kitaplardan değildi uğradığımız ihanetler...duvarlarımızdaki yaralar sevgisi tutsak olanların ve düşüncesi korkakların ihanetlerinin izdüşümüydü...
....yaşam çizgisinin iki ucu arasında bir merdiven çıkar ya da ineriz...doğuma veya ölüme doğru..etrafımıza ördü ...