Adana'da saçları röfleli bir kadın 11 kilo 300 gram plastik patlayıcı ve iki el bombasıyla yakalanırken, İstanbul'da da 1 canlı bomba ile 4 terörist ele geçti. Adana’da yakalanan Gri kolsuz tişört, siyah kot etek, topuklu ayakkabı giyen, parmaklarında beyaz oje ve röfleli saçıyla oldukça bakımlı görünen kadın terörist, adının Ebru Kara olduğunu söyledi. 31 yaşında olduğunu belirten kadın terörist, sağlık raporu için Adli Tıp Kurumu'na götürüldü (Adana DHA)
Ve sonra yakalandığın zaman kameralara dönerek “ V “şekli almış parmaklarla yapılan sözüm ona zafer işareti. Neyin zaferi, neredeyse saçlarından sürüklenerek bir arabanın içine tıkılıyorsun ve bundan sonrasında herkesin “aman, evlerden ırak olsun” diyeceği bir yaşamın ilk anlarına doğru yol alıyorsun. Yakanda parçalanmış, bilekten kopmuş kanlı eller, söndürülmüş ocakların artık tütmeyen bacalarındaki yağlı ve kara islerle neyin zaferi bu. Bu işarette her yenilginin, her kahpece saldırının, maşa yada yem olarak kullanılan çocuklar tarafından patlayan bombalarla duman altı almış sokaklarda yapıla yapıla anlamını iyice yitirdi yada değiştirdi.
Ve işin bir başka acı ve ürkütücü yanı da, eskilerden söylediğimiz gibi işin “içiriyorlar üç-beş tane uyuşturucu hapı, salıyorlar ortaya, o da farkında olmadan çekiyor bombanın pimini” olmaktan çıktığını gösteriyor. Şu zafer kazanmış (!) zavallı mahlukata yukarıdaki gazete haberi ışığında bakınca artık bombalama ve katliam eylemlerine; kadınların kendi aralarında düzenledikleri ve bir parçada kendi vitrinlerinin pırıltısını göstermek amacına yönelik “altın gününe” gidilir gibi gidildiğini görüyoruz. Saçlar yapılıyor, gerekli makyaj ve bakımlar yapıldıktan sonra içi patlayıcı dolu çantayı yükleniyor ve çıkıyorsun sokağa. Verilmiş ve yüklenmiş talimatlar olmayan beyninin kıvrımlarında bloke edilmiş vaziyette, hadi bakalım kolay gelsin.
İşte bunun adı cinnet’tir. İnsanların inançları, idealleri uğruna atılmış ölüm adımlarının hoşgörüyle anlaşılabilecek ve kabul edilebilecek tüm sınırlarının tersyüz olduğu bir cinnet. Ve henüz cinnetle tokalaşmasını yada aynı kaldırımda yürüme şanssızlığına düşmemiş herkes için sahip oldukları tüm yaşamsal değer ve özellikleri kapı dışarı atan bir durum. Ben o nedenle bunlara insanlığını yitirmiş gözüyle bakamıyor ve “bunlar insan olamaz” , hayvanlara hakaret etmiş olmamak için de “hayvan bunlar” diyemiyorum. Ancak “bunlar canlı olamaz, olsa olsa cansız birer maşadırlar” diyebiliyorum.
sana şimdiye kadar,
hiç şiir yazmadım diye sitem etmişsin bana.
demek alıcı gözle bakmıyorsun yazdıklarıma.
benim yazdığım her şiirde
benden bir sitem saklıdır sana, görmesen de.
sana şimdiye kadar,
hiç şiir yazmadım diye sitem etmişsin bana.
demek alıcı gözle bakmıyorsun yazdıklarıma.
benim yazdığım her şiirde
benden bir sitem saklıdır sana, görmesen de.
sen düş koy istersen adını,
gördüğün bu resmin.
ben 'bu sabah' diyeceğim,
tadına baktım ilk kez,
ellerimin üşümesinin.
ne bir lokma taze simit,
o gün kapattım kompartımanın kapısını
tren daha perondan kalkmadan.
“keşke saçlarını eskiden olduğu gibi
dümdüz tarasaydın, ortadan ayırmadan”
arayıp ta bulamadığım o kitabı aldım elime
büyük doğal felaketlerden çok önce.
ne yerle yeksan
olmanın hesapları depremlerle,
ne yangınlar ve sel baskınları.
hiçbiri gözükmüyor yarına dönük
birinci
ben şimdi uzak bir merhaba gibiyim,
o küçücük kız çocuğuna benzeyen hayata.
saçlarına her sabah at kuyruğu yaptığım
gözden kayboluncaya kadar ardından baktığım.
kendimizle barışmak olurdu adımız,
kerrat cetvelini beraber ezberlemek
İçinde tutsaklık olsun:
en yabancı kalabalıklar sarar dört yanını.
en yabancı kalabalıklar,
üzerine ceplerinden akrep salarlar
başları dikenli taçlarla donanmış.
bir çemberin en orta noktasında kalırsın.
eski bir geminin güvertesinde
bir ağır ezgiyim gözyaşlarımda.
Ses çok, çok uzaklardan geliyor,
sanki elinden çıkmış gibi
gül kokuyor, tam içime işliyor….
zaman hiçbir şeyin unutulacağı zaman değildi şimdi.
gölgesiz ve tanrısız birer ölüm gibi yapışmıştım asfalta.
her şey ne kadar da farklı gelişiyordu umduğumdan.
aklımın köşesinden bile geçmedi ayakkabılarımı giymek.
ayaklarımın toprakla sevişmesini seyrettim sadece,




-
Nur Tuna
-
Ertuğrul Söyünmez
-
Gülin Su
Tüm YorumlarNe kadar ben...ne kadar yürek...ne kadar yaşam dolu şiirlerinz...yüreğinize kaleminize hayran oldum şiir dostu...yaşanmışlığın her köşesinde duygularınız aksın bir ömür...selam ve saygımla
sen çok seviyorum Cevat çeştepe
şirlerinide
özledim seni geleceğim elini öpmeye
iyiki varsın hocam
...sevdiklerimizden ve okuduğumuz kitaplardan değildi uğradığımız ihanetler...duvarlarımızdaki yaralar sevgisi tutsak olanların ve düşüncesi korkakların ihanetlerinin izdüşümüydü...
....yaşam çizgisinin iki ucu arasında bir merdiven çıkar ya da ineriz...doğuma veya ölüme doğru..etrafımıza ördü ...