YOKLAMA ...
.
Okuduğum okulların bütün öğretmenleri…
Hadi içinizden herhangi biri yapsın bu sabah sınıf yoklamasını…
Ben., numaramı okuduğunuz zaman duymamış gibi yapayım…
Siz., kara tahta kenarından aldığınız minik tebeşir parçasını kafama fırlatın...
Arabanın ön koltuğunda oturuyoruz…
Hepimizin yanımızda en sevdiğimiz kim ise o var...
Kolumuzu da atmışız omzuna...
Öylesine keyifli bir yolculuk işte...
.,
Üstümüze koşar gibi., akar gibi gelen asfalt yolları sanki havayı soluyormuş gibi çekiyoruz içimize...
birinci sayfa../ gün doğumu …
yolun başı …
parlak kumbaralara düşen damlalar gibi büyütülürken hayaller
dinlenecek şarkıların en güzeli olacaktı., hayallerdeki sesler…
oysa perdenin arkası karanlık., hem sis-duman., hem geceydi
çözülemeyecek bilmecelerin., bilinemeyen bütün sözcükleriydi…
/biletleri karşılıklı gişelerden ve çok önceden kesilmiş
adına sonsuzluk denilen., aynı yöne yapılan bir yolculuk/
. ,
bu şiiri sana.,
adını sonsuzluk koyduğumuz o yolculukta
alnını dayadığın yol penceresinin buharlarına yazıyorum
/Yeryüzü kadar büyük bir masa etrafında toplanmıştık., çok kalabalıktık… Her birimiz sanki ev sahibiydik ama daha önce hiç karşılaşmamıştık... Yabancı yüzlerin yalancı baharıydı dudağımızda açan gülümsemeler... Okunamayan alın yazılarının., kendi kalemimizle yeniden yazılmasıydık…/
. ,
/Dolap beygirlerinde kuyruk değildik ama bir kuyruklu yıldız gibiydik… Bütün açıların kesişme noktasında ve dünyanın tam merkezindeydik… Ağacımızın dallarından topluyorduk devridaimlerde astığımız dilekleri… Biz ertelenmiş ölümlerle her yeni dansın., sevgili ve kavgalı melodisiydik…/
. ,
/Mücadelelerde alnımıza yazdıklarımızı oynuyorduk ve hep ölüyorduk… Her ölümle fidan yürekli kız ve erkekler oluyor., yeniden doğuyorduk... Ama yolumuzun üstündeki meridyenleri gözyaşı ile keserken paraleller ya bir daha göz göze gelmezse gözler., işte en çok bundan korkuyorduk…/
. ,
Arabanın ön koltuğunda oturuyoruz…
Hepimizin yanımızda en sevdiğimiz kim ise o var...
Kolumuzu da atmışız omzuna...
Öylesine keyifli bir yolculuk işte...
Üstümüze koşar gibi., akar gibi gelen asfalt yolları sanki havayı soluyormuş gibi çekiyoruz içimize...
'sıra sende haydi çık yola' diyor maestro...
. . ,
erkenden kalkıp yola çıkıyorum...
sabah serinliği neler söylüyor bir bilseniz., ama ben duymuyorum
derin denizlerde atılan kulaç sesleridir belki., sizler de duymayın...
yeni doğmuş bir çocuğun avazı., belki de iç çekmesidir yalnızlığın
YOLSUZ, YOLCUSUZ YOLCULUKLARA …
.
Sanki tek kişilik bilete saklanmış kaçak iki yolcuymuşuz gibi
İnan ki böyle akşamlar., en bastırılmaz isyana kışkırtır yüreğimi…
. . ,
onları.., fıskiyeli süs havuzu gibi bir yaşamın özlemiyle çiçeksiz bahçelerde., kuru toprak üstünde aydınlığa doğurdu anaları …
bilemediler özlem ve sevgilerinin., bir gün esaret sebebi olacağını yaşama., insana., memleket ve hürriyete…
. ,
işte bütün bu çocuklar onun için öğrendiler türkülerden önce
karanlık gecelerde topladıkları yıldızlardan., güneş yapmasını...
dökülenleri yerlerine asıp., sararan yaprakları bahara boyamasını
YAŞAMAK GÜVERCİNLERLE., TURNALARLA . . .
.
Hani olur da “belki şehre bir film gelir., mevsim değişir” diye bir nefeste çıkıyoruz merdivenleri… Çürümüş ahşabın havamıza ağıt yakan melodik gıcırtıları eşliğinde …
Ama bir yandan da duygularımızda top mermisi gibi patlayan ve heyecanı yüreklerimizi titreten dizelerle …
Yaşam bu… Biliyoruz ki Truva atı da evrimleşti…




-
Nur Tuna
-
Ertuğrul Söyünmez
-
Gülin Su
Tüm YorumlarNe kadar ben...ne kadar yürek...ne kadar yaşam dolu şiirlerinz...yüreğinize kaleminize hayran oldum şiir dostu...yaşanmışlığın her köşesinde duygularınız aksın bir ömür...selam ve saygımla
sen çok seviyorum Cevat çeştepe
şirlerinide
özledim seni geleceğim elini öpmeye
iyiki varsın hocam
...sevdiklerimizden ve okuduğumuz kitaplardan değildi uğradığımız ihanetler...duvarlarımızdaki yaralar sevgisi tutsak olanların ve düşüncesi korkakların ihanetlerinin izdüşümüydü...
....yaşam çizgisinin iki ucu arasında bir merdiven çıkar ya da ineriz...doğuma veya ölüme doğru..etrafımıza ördü ...